Ben seni seversem İklimler sararır Sular çekilir belki Ben seni seversem Ekvator çizgisi silinir Mayısta başka bir ekinoks olur Afrika'da kırk gün kar yağar.. Seni seversem ben Cümbüş olur belki Orta Doğu Kudüs'ten Kars'a Uçurtmalar uçar Çocuklar dans etmeyi öğrenir Bir ağma güneşi görür Bir sağır bizi duyar Herkese anlatmaya başlar aşkı Her şey olabilir ben seni seversem.. Ya sen beni sevmezsen? Olgun Çağlar Çalışkan
bilmem neden tutkunum sana ? neden yangınım ölesiye ? her sabah gözlerimi açınca neden ilk sen gelirsin aklıma, yaşamaktan önce. neden sensiz soğuk ellerim ? söyle neden, içim üşüyor sensiz her gece bir ay doğar yücelerden, yücelerden ben seni düşünürüm ay ışığı olur dolarsın içime, bir bulut geçer göklerden ben seni hatırlarım. bulut bulut yağarsın gözlerime sonra serin bir rüzgar eser bir martı süzülür enginlere seni özlerim, neden ? bahar geldi bak ağaçlarda bir cümbüş, bir kıyamet şen şakrak dallarda kuşlar benim içimde bu kahır, bu hüzün neden ? neden bu sel gibi gözyaşları ? bu ümitsizlik neden ? gel artık, gel de bak gözlerimin içine. her şeyi anla sevdiğim ben söylemeden…
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Düğünlerimize Peygamber Efendimizi ﷺdavet edebilir miydik? Gelmesini ister miydik? Onur konuğu olmasını ister miydik? Bence istemezdik... O gelirse düğünümüzün tadı kaçar diye düşünürdük... O gelirse örtülü, örtülü çıplakların halaylar çekmesine izin vermezdi. Saçının telini göstermeyen kızların, kadınların düğünde başka bir alem olmalarına izin vermezdi. Sahi ister miydik düğünümüzde peygamber efendimizin olmasını? Gelinle dans ederken Peygamber Efendimiz ﷺ ne derdi acaba? Oynak müzikler eşliğinde kendinden geçmiş tam teşekküllü tesettürlü kadınlara, kızlara ne derdi acaba? Düğünümüzün tadını kaçırırdı değil mi? Sıkma tesettürlü kızların neler yaptığını, kimin kimlerin kollarında oynayıp zıpladığını görünce çeker giderdi değil mi? Sonra Cuma hutbesinde belki şöyle der diye endişeyle beklerdik: "Bazı Müslüman erkeklere ne oluyor da böyle düğün yapıyorlar? Bazı Müslüman kadınlara ne oluyor da düğünlerde Allah'ıﷻ unutuyorlar?" Sonra belki hakkımızda bir vahiy inmesinden korkardık. Herkes hem düğünümüzü konuşacak hem de hakkımızda nazil olan ayetleri okuyacaktı. Ah şu düğünlerimiz! Allah'ın emriyle başlayan, şeytanların, berduşların, ayyaşların, kendinden geçmişlerin istekleriyle devam eden düğünlerimiz! Ah şu düğünlerimiz! Düğünlerimiz düğün salonundan çok, gece kulübüne dönüyor. İnsanlar sadece içki ile sarhoş olup kendilerinden geçmiyor. Davulun sesini duyan kadın da adam kendinden geçiyor. Orkestranın sesini duyduğu gibi ne üstündeki bol tesettüre bakıyor ne boyundan ne de posundan utanıyor.
Alıntı
Günaydın dünya
Dünya tam bir cümbüş.
Uzun etmeyin orta katlılar! Odalarınızda hava pek ağırlaşmış, her tarafı toz toprak, örümcek bürümüş. Size yeni esinti, yeni türküler, cümbüş dernek getirdik. Kuş uçmaz kervan göçmez illerde kelle koltukta dolaştığımız kuru başımız için mi idi? Biz oralara sizin adınıza gönüllü elçi gitmiştik. Haydi çok düşünmeyin, bize hoşgeldiniz deyin, lâyık olduğumuz köşelere buyur edin. Düşünün bir kere, biz sizin Robenson'unuz değil miyiz? Sonsuz ummanların, ıssız adaların, dil bilmez yabanların masallarını tatlı tatlı dinlemek için bizi nerelere saldınız? Kanınıza tâze kaynayış, zihninize geniş açılış, merâkınıza lezzetli besi getirmek hevesiyle biz "Sindibâd-ı Bahrî" olduk. Kara dalgalarda battık çıktık, canavarlar hakladık, yamyamlara madik oynadık. Ölüm bölgelerinde çarpışıp boğuşan bizdik. Siz sâdece hediye getirdiğimiz renkli kuşları, şaklaban maymunları gördünüz; kokulu baharat, değişik yemişler tattınız; yeni nağmeler, alımlı bin bir gece masalları dinlediniz. Biz "Odisse" olduk, ottan ocaktan karıdan kızandan geçtik. Siz Argos'ta sürülerinizi otlatıp buğdayınızı ekerken bizim on sene Truva önünde, on sene de açık denizlerde işimiz neydi? Yirmi yıllık mihnetimizi süzdük, süzdük size ölmez bir destan çıkardık. Sizi mutlu kılmak, size yeryüzünün egemenliğini kazandırmak için biz, tanrılara bile meydan okuduk, "Promete" olduk, göklerin ışığını çaldık, size ateşi armağan ettik. Ateş... İnsanın ateşle ilk karşılaşmasıyla ateşe hâkim olması arasında ne uzun ve acıklı bir mâcerâ vardır. Ben bu yanığı kendi aşkımda baştan sona denedim. Taş devrinin çıplak insanı idim. Yıldırımla tutuşmuş bir orman gördüm. Yekten öylesine vuruldum ki kendimi bu parlak kızıltıya attım. Canım nasıl yandı! Yalnız etim değil; canım, canım!.. Hatta bir canım olduğunu ben bu ilk acımda duydum

KerZeY35

@kerzey35
·
Orta Kat
"Hayat" denilen yapının biz sanatkârlar, orta katından ayrıldık, yedi kat göklere çıktık. Fakat cennetin bayıltıcı nur kaynaşmasında erimedik. Yedi kat yerin dibine geçtik, kanlı çekiler baskısında çürümedik. Katıksız öz mayamız varmış. Geri döndük, temelli yurdumuza, orta kata yerleşmeye geliyoruz. Bizden, uzak diyârlar kokusunu alan orta katlılar yadırgar gibi duruyorlar. "Bu gezginler katımızdan ne anlar?" yollu şüpheye düşüyorlar. Halbuki orta katı en iyi anlayanlar, oradan hiç ayrılmamış olanlar değil, altında, üstünde ne bulunduğunu gönülleriyle deneyip yaşamış olanlardır. Biz bu hayat yapısının taslağını çizdik, üzerinde kurulu durduğu toprak bucağının topoğrafyasını çıkardık.
Sayfa 258·Kitabı okudu
Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik; Ve çevre çevre nûr, çevre çevre nûr. İçiçe mîmârî, içiçe benlik; Bildim seni ey Râb, bilinmez meşhûr
Şiir