"Öbür oğullarıma hiç benzemezsin sen, " derdi babası sık sık hem öfke hem de belli belirsiz bir gurur sezilirdi sesinde -"Hiç benzemezsin. Zaten küçüklüğünden belliydi senin köylük yerde edemeyeceğin."
Öküzleri dürtemiyordu sözgelimi. Önce, işten kaytarmak için yalandan ağladığını sanmışlardı ama sonra inandılar. Hayvanların canını yakmayı içi götürmüyordu bu oğlanın. Duyulmuş şey değil. O yaştaki oğlanlar bayılırlardı öküz dürtmeye. "İçli çocuk bu," dediler tanışları babasına. "Bu, doğuştan, filmlerde gördüğümüz şehir oğlanı. Bize benzemiyor. İyisi mi, sen okut bunu."
Yani yoksulluk anlatılmaz be ablam. Yoksulluk yaşanır anca. Gerisi puştluktur. Yani anlatıp. Kanına ekmek banıp o ekmekle semirmektir. Övünmek gibi bir şeydir anladın mı? Ayıptır.
Bokonon'un Kitapları'nda öğütlediği üzere Frank'in yanından uzaklaştım. "Bir şey öğrenmek için çok çalışan, öğrenen ve öğrenince eskisinden daha fazlasını bilmediğini gören adamdan uzak durun," der Bokonon. "Bu şahıs, cehaletlerine zorlu yoldan erişmemiş cahillere karşı öldüresiye öfke duyacaktır."
"Birazdan size anlatacağım gerçeklerin hepsi arsız yalanlardır."
Benim Bokononcu uyarımsa şöyle:
Kullanışlı bir dinin yalanlar üzerine nasıl inşa edilebileceğini anlamayan, bu kitabı da anlamayacaktır.
Hadi hayırlısı.