Kim vurduya gitti aşkımız faili meçhul değilse nefsi müdafaadır…
Ellerimizdeki kelepçenin anahtarı sende
Kavgamızın tek seyircisi bu şehir
Tutunduğumuz tek dal içimizdeki isyandır
Söyle sevgilim sen söyle
Akan kanımızın hesabını kime soracağız?
Kim toplayacak gözyaşlarımızı
Kim koyucak sevgiyi içimize
Gittik gittik gittik
Acılara gittik
Keşkelere gittik
Ben sana sen bana gittik
Sonra öğrendik ki dünya yuvarlak,kaldık
Sen bağıra bağıra ağlardın ben susardım
Sen duvarları yumruklardın duvarlarında ellerinin izleri kan içinde
“Neden yitip gitti her şey?” diye sordu birden kafasını kaldırıp. “Seni kim lanetledi, İlya? Ne yaptın sen? İyi yüreklisin, zekisin, naziksin, yüce gönüllüsün... ama... Mahvoluyorsun! Seni mahveden şey ne? Bu kötülüğün bir ismi yok. “ “ Var,” dedi zor duyulur bir sesle. Olga, Oblamov’a dört açtığı, yanıt arayan yaşlı gözlerle baktı. “Oblamovluk!” diye fısıldadı Oblamov.
“ Clara’yı öperken, hatta elini tutarken bir kez olsun bunu daha önce de yaşadığımı, aynı yoldan çoktan geçtiğimi hissetmemişimdir. Onu seveli çok olduğunu. Aşk ilk günkü gibi kalabilir, heyecan da öyle. Aylar da geçse, yıllarda geçse. Hayat, insana bıkkınlık verecek kadar uzun değildir. “