Hazal

Hazal
@cynerith
buyilneokuyoruz kitap kulübü kurucusu. | Shield-maiden of Rohan | Constant Reader | SFF Geek
!!!!!!!!!!! LÜTFEN OKUYUN !!!!!!!!!!!!
Haberler vardır; sadece okunmaz, insanın içine çöker. Son günlerde yaşananlar da öyle… Genç yaşta hayatların sönmesi, bir çocuğun elinde öfkenin bu kadar büyüyebilmesi, ister istemez aynı soruyu getiriyor: Nerede eksik kaldık? Bir çocuk, dünyaya geldiğinde ne öfkelidir ne de kırıcı. O, gördüğünü öğrenir, hissettiğini büyütür. Bu yüzden bir çocuğun yetiştiği ev, onun ilk dünyasıdır. Eğer o dünyada konuşmak yerine susmak öğretiliyorsa, anlamak yerine yargılamak varsa, sevgi yerine korku yerleşiyorsa… o çocuk duygularını ifade etmeyi değil, içinde biriktirmeyi öğrenir. Ve biriken her şey, bir gün bir yerden taşar. Anne babaların çocuklarıyla kurduğu açık iletişim, aslında bir lüks değil, bir zorunluluktur. Bir çocuğun “Ben bugün kötü hissediyorum” diyebilmesi, en az ders başarısı kadar değerlidir. Çünkü konuşabilen bir çocuk, içinde fırtına biriktirmez. Dinlenen bir çocuk, anlaşılmak için bağırmak zorunda kalmaz. Çocuğu hayata hazırlamak sadece onu okula göndermek değildir. Onu bir spora yönlendirmek, enerjisini sağlıklı bir şekilde dışa vurmasını sağlar. Kitaplarla tanıştırmak, ona başka hayatları, başka duyguları öğretir; empati kurmayı kazandırır. Tiyatroya, sinemaya götürmek, onun dünyasını genişletir; kendi hikâyesinin dışında da hayatlar olduğunu gösterir. Bunların hiçbiri “fazladan” değildir. Bunlar, bir insanın ruhunu inşa eden temel taşlardır. Ve en önemlisi: şiddetin olmadığı bir ev. Çünkü şiddet sadece iz bırakmaz; yön de verir. Çocuk, sorunların konuşularak değil, güç kullanılarak çözüldüğünü öğrenirse, bir gün aynı dili kullanır. Ama sevgiyle büyüyen bir çocuk, en zor anında bile içinde bir durup düşünme payı taşır. Belki de mesele şu: Çocukları “iyi bir meslek sahibi” yapmak için gösterdiğimiz çabanın birazını, onları iyi bir insan yapmak için
Alıntı
Hazal
Aileler ilgisiz. 2 yaşındaki oğlumu ekransız, bol kitaplı, bol oyunlu büyütmeye, kendini ifade edebilen bir çocuk olmasını sağlamaya özen gösteriyoruz. Ekransız büyüdüğünü duyan, tanıyan ve tanımayan birçok insandan ben yapamazdım bunu yorumları duyuyoruz sürekli. Yapacaksın. Yapmak zorundasın. O çocuğa ebeveyn olduysan çocuk belirli bir yaşa gelene kadar gerekirse kendini geri plana atacaksın ve o yavruyu düzgünce şekillendireceksin. Aile olmak oturup vurdulu kırdılı, şiddet dolu dizileri, gündüz kuşağı programlarını salyalarını akıtarak izlemek, el kadar çocuğa bunları izletip normalleştirmek değil. Çocuk arkadaşını seçer ama ailesini seçemez. Ailesiyle sırrını paylaşmayan, kendini kapatan çocuk gider arkadaşlarının çektiği yollarda sürüklenir durur. Uyuşturucunun kol gezdiği bir yerde geçti çocukluğum, bulaştım mı? Hayır. Ailem olmasa bile komşu amcalarım, teyzelerim hep peşimizdeydi. Artık bu yok. Çürüdük, toplumumuz iğrenç bir hal aldı. Bir avuç insan düzgün kalmak için uğraşıp duruyoruz.
Reklam
Aslında bu aklımda yoktu :) Cennetin Doğusu Normalde Hayvan Mezarlığı okuyacaktım ama bir anda Cennetin Doğusu okumaya başladım. Çapraz okuma yapalım madem :)
1000Kitap
kitapmood isimli okura yanıt verildi
Hazal
kitapmood teşekkür ederiim 🌹🌸🌺
Merhaba :)))) okumadan yapılan beğenilere karşıyım :D
10/10
·177 syf.·
2026 47. kitabı
Bakamayacağınız çocuğu yapmayın arkadaşım!!! Bakamayacaksanız bana getirin ben bakarım,bu nedir Allah aşkına lastik top gibi ordan oraya,sinir oldum. Duygusal dünyamda yeni karakter açıldı,zeze. Zeze benim çocuğum eli kalkanın elini kırarım. Neyseeeee İncelemeci geldiii hanııımmm; İnsan bazen en çok küçük bir çocuğun dünyasında büyüyor. Zeze’nin hayal gücü öyle tanıdık, öyle gerçek ki… Hani çocukken kendi kendine konuşursun ya, ciddiye alınmazsın ama senin için o dünya gerçektir — işte tam olarak o hissi tekrar yaşadım. Bazı yerlerde “ya bu kadar da üzülünmez” dedim… sonra bir baktım gözler dolmuş. Yani kitapla aramda şöyle bir ilişki oluştu: Ben güçlü durmaya çalıştım, o inadına kalbime dokundu. Pek de adil bir mücadele değildi açıkçası :) Ama en sevdiğim şey şu oldu: Kitap seni üzmek için uğraşmıyor, sana bir şey “hissettiriyor”. Hem kırıyor hem sarıyor. Sanki biri gelip “hayat zor ama yine de güzel” diye fısıldıyor kulağına. Kısacası, ben bu kitabı çok sevdim. Hatta biraz fazla sevdim. Öyle ki Zeze’yi koruyasım geldi, mümkünse hikâyenin içine girip “gel buraya, ben varım” diyesim geldi. (Evet, duygusal bağ kurma seviyem biraz tehlikeli olabilir.) Eğer bir kitapla gerçekten bağ kurmak, biraz hüzünlenmek ama aynı zamanda içten içe ısınmak istiyorsanız, bu kitap tam o yerden yakalıyor insanı. Benim için bu kitap, kalbimin bir köşesine yerleşti bile. Ve kolay kolay da çıkacak gibi durmuyor. Alzheimer olsam unutmayacaklarım arasına girdi.Ahhh zezem oğluşum..
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,5bin okunma
Hazal
Sizin incelemeleriniz ne zaman karşıma çıksa gülümseyerek okuyorum. Çok tatlısınız😍