"Cyrano de Bergerac'ı bilirsiniz." diyor. Elbette biliyor Can. … "Ragueneau vardır orada, Cyrano'nun arkadaşı, fırıncı," diye devam ediyor şair, 1994 yılında değiliz, 2015 yılındayız. Can toparlanıp şairin anlattıklarını dinliyor: "Ragueneau dükkânını çekip çevirirken bir yandan da şiir yazar. Sabaha kadar yazar. Gün ağarmaya başladığında, artık şiir yazmayı bırakıp fırının işleriyle uğraşması gerektiğinde kendi kendine şöyle der: 'İçindeki tanrıyı sustur Ragueneau, şimdi rübap zamanı değil kebap zamanı!' Ne güzel bir sesleniş değil mi? Ben de gerçek hayata karışmam gerektiğinde kendi kendime böyle seslenirim: İçindeki tanrıyı sustur, şimdi şiir zamanı değil! Susmayacağını bile bile."
Sayfa 84 - İletişim Yayınları, 1. Baskı
CYRANO Evet, budur benim kusurum! Nobranlık mesleğimdir, nefret olunmak zevkim! Bilsen, nasıl yürünür, asil ve mütehakkim, Dikildi mi o gözler bir hançer gibi sana! Ne hoş lekeler yapar kendi yakalarına, Kıskançların tükrüğü, alçakların salyası! Sizlerin boynuzunu saran dostluk kolyası, İtalya'da yapılan o geniş ve ajurlu Yakalara benzer ki içinde en gururlu Erkek çehresi bile bir anda kadınlaşır. İnsan rahat edemez, çünkü başı dik taşır Bir kaide olmazsa yüzümüz düşer yere. Halbuki benim yakam, kinimdir, bir cendere Gibi boynumu sıkıp başımı dimdik tutar; Düşman düşman üstüne geldi mi, Arşa kadar Yükselir alnım. Evet, kin, boynumda lâledir, Fakat aynı zamanda alnımda bir hâledir!
Sayfa 86
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Şair, yazar, çevirmen ve psikolog olan S. Esat, psikoloji, eğitim, folklor ve edebiyat üzerine yazmış olduğu yazılarla dikkatleri üzerinde toplar. "Cyrano de Bergerac" (1942) çevirisiyle büyük ilgi görür. "Karagöz" adlı sosyo-psikolojik incelemesi önemini hâlâ korur. Şiiri bıraktıktan sonra bilimsel çalışmalara yönelen S. Esat, bilim adamı ve gazete yazarı olarak yerini alır.
Sayfa 62
Çıkarken kilisede bir ayinden, Sevdiğinin kutsal sudan içtiğini Görünce koştu, sudan korkan, O adam, eğilip içti kana kana o sudan!
O kötü burnum için değilmiş meğer, Güzel gözleriniz için dövüşmüşüm, buna değer.
Her şeyimi koparıp alın, defnemi, gülümü! Ama öyle bir şeyim var ki götüreceğim Tanrı huzuruna çıkarken. Kurtuluşum süpürecek mavi nuru, Lekesiz, kırışıksız, Ne yapsanız götürüyorum onu! Bu benim... Gururum!