Geçen yılın Booker ödülünü alan, Macar kökenli İngiliz D. Szalay'ın Beden kitabını okuduk. Neden ödül aldığını anlamaya çalışırken biraz devrelerimiz yanmış olabilir.
Sonda söyleyeceğimi başta
Əziz Yaqubzadə - “Dostum robot”
Yazıçıdan oxuduğum artıq üçüncü kitabdır və hər birini sevə-sevə oxumuşam. Bundan əvvəl “Bir sən qədər” və “Səndən ötrü” kitablarını oxumuşdum. Bu kitabını isə
“Herkes Tanrı’nın kendisini seçtiğine inanıyor; Hristiyanlar, Müslümanlar…” seçilmiş din. Sizce de böyle bir şey var mı? Kutsal metinlerin arasına sıkıştırılmış ırkların kendini üstün görmesini
Hayatta pişmanlık duyduğum, şunu yapmasam yada bu yapsaydım dediğim çok anlar olmuştur.Geriye dönsem bu hataları yapmazdım hayatım daha güzel olurdu dediğim de çok olmuştur. Bende "osakin" gibi çok düşünmüşüm bunu. Şunu anladım sonuçta geriye dönsem yine aynı olurdu hayatım evet bu Nietzsche dediği gibi bir sonsuz döngü, geçmişte yaşanan geçmişte kaldı.peki hiç mi umut yok bence var. Önce Kendinimi değiştirmeliyim zamanın ve şartlar in lehime dönmesini beklemeden. Belki bu şansızlıklar benim kaderim,evet bir sürü dezavantajım var belki şartlar hep alehime işliyor. Belki kötülük hep beni buluyor. Ama içimdeki umut son anıma kadar devam edecek. Büyücünün dediği gibi yaşamaya devam edeceğiz. Kimse bu dünyanın bize cennet olduğunu söylemedi. Ağlayıp sızlayacak kadar güçsüz ve tembel değilim. Kitaba gelirsek şiddetle tavsiye ederim. İvan Osokin’in Tuhaf HayatıP P. D. Ouspensky
2026-cı il, iyun ayının 9-u. And içirəm ki, bir də bədii ədəbiyyat oxumayacağam. Bu əllaməçi, fırıldaqçı yazıçı ilə xurafatpərəst nəşriyyat fikrimi tam qətiləşdirdi.
EtirafLev Tolstoy · Parlaq İmzalar · 202429,2bin okunma
Bu kitabı okurken, "hayatımda okuduğum en berbat kitap" diyerek okudum. Öyle ki, 198 sayfalık bu eser ancak üç haftada bitebildi. Oysaki ben, normalde üç haftada koca bir Dostoyevski romanını bitirebilirim . Kitapta ne belirgin bir olay örgüsü var ne de derinlikli yan karakterler... "Hadi şurayı da şuna bağlayalım," diyebileceğim hiçbir nokta yok. Buna karşılık, bolca küfür ve bel altı konuşma mevcut. Tipik Amerikan jargonu beni inanılmaz bunalttı; her cümlede bir lanet okuma, bir aşağılama... En sonunda "Öhh artık Holden, bir sen mi ergensin?!" dedim yani
Ama J.D. Salinger, neden büyük bir yazar olduğunu tam da bu noktada belli ediyor. Kitap, Holden isminde 16 yaşındaki bir gencin bunalımla geçen birkaç gününü anlatıyor. İşte tam da bu yüzden bir olay örgüsü yok; çünkü Holden’ın kendisi bile nasıl bir ruh halinde olduğunu bilmiyor. Kardeşinin ölümü de bu bunalımın başlıca sebeplerinden biri. Fakat asıl neden, Holden'ın kendini çok yalnız hissetmesi. Herkesle konuşmak için sebepler arıyor, bazen konuşmayı da başarıyor ama ona göre yetişkinler hep yapmacık, hep ikiyüzlü. Onlar gibi olmaktan, büyümekten korkuyor. Burada da Holden'ın iç dünyası ve o meşhur metafor devreye giriyor: Çavdar tarlasında sadece çocukların oynaması ve Holden'ın, onları uçurumdan düşmekten korumak için orada beklemesi... Anlıyorsunuz ki, Amerika'da yaşayan ve ağır bir bunalım geçiren 16 yaşında bir ergenseniz, bu kitap ancak bu şekilde yazılabilirdi.