Deniz Sinanoğlu

“Kaos çözülmesi gereken bir düzendir”
Reklam
8/10
·308 syf.··
2020 12. kitabı
“Kaos çözülmesi gereken bir düzendir” diye başlıyor kitap ve her şey Maximo Afonso Tertuliano adlı karakterin izlediği bir filmde kendisinin aynısı olan oyuncuyu görmesiyle başlıyor. Saramago olayları Tertuliano’nun gözünden aktarıyor bize ve karakterin yaşadığı tüm iç çatışmaları okuyucuya da yaşatıyor. Karakterin ilk anda içini kaplayan korku, öğrenmeye duyduğu merak, heyecan, hepsi bir bütün oyuyor ve ilk adımı atmasını sağlıyor. Kitabı okurken çoğu zaman şimdi ne olacak? demekten kendimi alamadım. Bittiğindeyse ne oldu? dedirtti bana. Hikayenin filmi de çekilmişti, onu da izlemenizi tavsiye ediyorum.
Kopyalanmış AdamJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20143,716 okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2014 4. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 28 Ocak 2014 22:08
Bir girişimci, insanları sonu meçhul bir biyoteknoloji projesine milyarlar akıtmaya ikna edebilirken, bir doktor hastasını hayati bir aşıyı yaptırmaya ikna edemiyor(!) Bir siyasetçi gerçekliği olmayan tezlerle kitleleri peşinden sürüklerken, aksini -hem de bilimsel dayanaklarıyla- sunan rakibi kimseye sözünü dinletemiyor (!) Peki neden? Tali Sharon, kitabında insanların mevcut inançlarının değişip değişmeyeceğini ve bunun nasıl olabileceğini bizlere anlatıyor. Bir kişi fikrini değiştirir mi? Değiştirirse onu buna ne teşvik eder? Tehdit altındayken zihnimizde neler olur? gibi sorulara verdiği cevapları bizlerle paylaşıyor. Sunduğu bilimsel veriler ve kaynakları ile bizi şaşırtmayı başarıyor. Bazı kişiler ikna etmekte diğerlerinden nasıl daha başarılı, merak ediyorsanız, mutlaka okuyun
Başkalarının AklıTali Sharot · Domingo Yayınevi · 2018715 okunma

Deniz Sinanoğlu

, bir kitap okudu
Puan vermedi·256 syf.··
9 günde okudu
·
Okunma: 28 Ocak 2014 22:08
·
2014 4. kitabı
Tali Sharot
8.1/10 · 715 okunma
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2020 38. kitabı
En sevdiğim kitaplardan biri! Kitabın temel meselesi; hissettiklerimiz ve bildiklerimiz, yani bedenimizin kaydettikleri ile, toplumun kurallarına uymak için “hissetmemiz gerektiğini düşündüklerimiz arasındaki çelişki aslında. İnsanlar yaşadığı olayları ve o an hissettikleri duyguları kabul etmediğinde, bir sandığa kilitlediğinde, bedenin bunları birer hastalık olarak önlerine sürdüğünden bahsediyor Alice Miller. Ebeveynin çocuk üzerindeki etkilerini, dünya edebiyatının öncü yazarlarının çocukluklarından örneklerle anlatmaya çalışıyor. Proust’un astımının annesinin denetim isteğiyle ilişkisi, Kafka’nın yeme problemi üzerinde babasının etkisi, Rimbaud’un hayatı boyunca doldurmaya çalıştığı içsel boşluk... Hepsi de anne babalarına saygı gösterme çabalarından dolayı kendilerine ihanet ediyorlar Alice Miller’a göre. Tüm bunlar, onların yaşamında bir yük olarak kalıyor ve hayatları boyunca bedensel bir durumla mücadele etmek zorunda kalıyorlar. Bugün yetişkinler olarak çabalarımızın suistimal edildiğini, bunun gerçek anlamıyla sevgi olmadığını biliyoruz. Peki neden bizi herhangi bir sebep yüzünden, küçükken sevememiş insanlardan sevgi bekliyoruz?Temel sorun belki de Alice Miller’ın sorduğu bu soruda gizlidir. Kendimize ihanet etmeye devam etmeyi mi yoksa gerçeklerle yüzleşmeyi mi seçiyoruz? Kendimize dönüp bakmamızın zamanı gelmiştir belki de. Hangi duyguyu yaşamamıza izin verilmedi? Hangi ihtiyacımız doyurulmadı? Eksik kalan bir şeyler mi, fazla gelen bir şeyler mi var? Alice Miller’a tüm bunları sorgulamamızı sağladığı için teşekkür ediyorum. Ve bu kitabın herkesin başucunda yer almasını temenni ediyorum.
Psikoloji
Beden Asla Yalan SöylemezAlice Miller · Okuyan Us Yayınları · 20194,198 okunma
Reklam