Deniz Sinanoğlu

Ergenlik, ebeveynlerimizi kahraman olarak değil de hataları ve sınırları olan normal insanlar olarak görmeye başladığımız dönemdir. Belki de anne babalarımızı bu şekilde görmek sayesinde onlardan ayrılıp dış dünyaya açılıyoruz.
Kendilerine bazı hisleri yasaklayan kimseler, bazen de başkalarının hislerinin şiddetinden rahatsız olurlar.”Bunda bu kadar üzülecek bir şey yok, bunda bu kadar kırılacak bir şey yok, abartıyorsun” gibi cümlelerle konuşurlar.Bu gibi cümleler istismardır.Bizimle böyle konuşan biri, hislerinize saygı duymadığı gibi hislerimizin şiddetine de saygı duymuyordur.
Eğer geçmişimizin ötesine geçememişsek ona layık değilizdir ve bizleri geçmesi gereken çocuklarımıza da layık olamayız.
Yeteri kadar duyguya sahibiz ama bu duyguları ifade edecek sözcükleri bir yana bırakıyoruz, Dolayısıyla da duygularımızı yitirmiş oluyoruz.
Çocuklar, kendi hallerine bırakıldığında, kimseyi kıyafetlerinden dolayı eleştirmez, küçük görmezler; ama yetişkinler 'Kelveylerin kıyafetleri çirkin. Ve onları bu nedenle kınamalıyız.' dediğinde çocuk bunu kendine ihanet etmek pahasına doğru kabul edecektir. Özellikle de çocuğa kendisine ait doğrular, düşünceler olabileceği öğretilmedikçe.