Bir Avrupalıya sevginin tanrısından söz edecek olsan, yüzünü buruşturur ve güler. Senin düşüncenin yalınlığıyla alay eder. Ama pırıl pırıl bir yuvarlak metal ya da koca bir ağır kâğıt uzatacak olursan, o an gözleri parıldar ve dudaklarının arasından salyalar akar. Onun sevgisi paradır, tanrısı paradır.
Şu koca dünyadaki en büyük mutluluk olan insan yapmaya yarayan organların birbirine dokunması da günahtır. Her sinirin içinde kötü niyetli, insandan insana sıçrayan bir zehir vardır. Ete kim şöyle bir göz atacak olsa ona zehir bulaşır, yaralanır. Bakanın yaptığı da etini göstereninki kadar kötüdür en az. Böyle söyler işte beyaz adamın kutsal gelenekleri.
İnsanın, bir başkası tarafından sevildiğinin farkına varması sevindirici olabileceği gibi birden korkutabilir de. Neden sevildiğinden emin olamayınca, ne yapıp da sevgiyi hak ettiğini anlayamayınca, hak etmediği bir şeye sahip olmuş gibi hissediyor insan kendini.