Shakespeare, yine yapmış yapacağını… Macbeth, sadece bir trajedi değil; hırsın, kaderin, vicdanın ve deliliğin karanlık bir dansı adeta. Her sahnesiyle zihnimi kurcaladı, her cümlesiyle düşünmeye zorladı.
> “Fair is foul, and foul is fair.”
(Güzel çirkindir, çirkin de güzel.)
— Cadılar
Daha ilk sahneden itibaren bu sözle oyun, bizi gerçek ile yanılsamanın, doğru ile yanlışın iç içe geçtiği bir atmosferin içine çekiyor. Shakespeare’in dilindeki akıcılık ve zekice kurulmuş yapılar, sadece hikâyeyi değil, insan ruhunun karmaşıklığını da gözler önüne seriyor.
Yazarın kelimelerle kurduğu yapı öylesine sağlam, öylesine incelikliydi ki; bir cümlenin içinde hem anlam, hem ritim, hem felsefe vardı.
Macbeth’in vicdanıyla olan çatışması, onun günden güne içine çöken gölgesiyle daha da derinleşiyor.
> “Is this a dagger which I see before me,
The handle toward my hand?”
(Şu önümde gördüğüm hançer gerçek mi? Sapı bana mı dönük?)
— Macbeth
Bu sahnede, Macbeth’in zihniyle gerçeklik arasındaki çizgi tamamen siliniyor. Suçun kıyısında duran bir adamın ruhundaki çalkantıyı Shakespeare öyle bir anlatıyor ki, okurken insanın kendi iç sesi bile ürperiyor.
Lady Macbeth ise, başka bir karanlığın temsilcisi. Soğukkanlılığıyla öne çıkıyor ama o da en sonunda vicdanın sesinden kaçamıyor:
> “Out, damned spot! out, I say!”
(Çık leke, çık dedim sana!)
— Lady Macbeth
Bu replik, suçun içselleşmiş izlerini anlatmak için yazılmış belki de en çarpıcı cümlelerden biri. Dışarıdan güçlü görünen bir kadının, içten içe nasıl çöktüğünü, Shakespeare tokat gibi yüzümüze vuruyor.