Sevgili Dedem, Mesajı Aldık Ama Biraz Yorulmadık mı?
Sistemi deliler üzerinden sallamak dâhice bir fikir, evet... Ama aynı fikrin etrafında yüzlerce sayfa dönüp durmak? İşte orada biraz duracağız.
Hüseyin Rahmi Gürpınar benim edebiyattaki en sevdiğim yol arkadaşlarımdan biridir; adeta dertleştiğim bir dedem gibidir. Ancak en sevdiklerimize karşı her zaman en dürüst olmak zorundayız. Ben Deli miyim?, yazarın o bildiğimiz riyakar ahlak anlayışını, unvanları ve toplumsal maskeleri delilik-akıllılık paradoksuyla yerden yere vurduğu, teoride muazzam bir sistem eleştirisi. Ama pratikte? İlk kez bir Hüseyin Rahmi kitabını okurken saatin ne kadar yavaş ilerlediğini fark ettim.
Hüseyin Rahmi, deliler üzerinden harika bir sistem eleştirisi inşa ediyor, toplumsal unvanların ve normların arkasındaki ikiyüzlülüğü çok doğru bir yerden yakalıyor. Fakat bu felsefi altyapı, hikayeyi bir süre sonra öyle bir kısırlığa hapsediyor ki, konu bir adım bile ileri gitmiyor. Roman, muazzam diyaloglarla süslenmiş ama kendi kuyruğunu kovalayan bir döngüden ibaret kalıyor. O tekinsiz, sisli insan doğasını ve unvanların sahteliğini izlemek keyifli olsa da, konunun durağanlığı bir noktadan sonra "İlk kez bir Hüseyin Rahmi kitabında sıkılıyorum galiba" dedirtiyor. Usta yazarın o bildiğimiz, insanı peşinden sürükleyen dinamik olay örgüsü, bu kez fikrin ve konunun ağırlığı altında biraz ezilmiş.
Ben Deli miyim?, Hüseyin Rahmi’nin o hayran olduğum diyalog yazma becerisiyle ayakta duran, diliyle büyüleyen ama konusuyla sınıfta kalan, dâhice başlayıp tekrara düşen bir başkaldırı romanı.
Yine de bu okuma deneyiminin elini güçlendiren çok özel bir yanı vardı. Koç Üniversitesi Yayınları'nın "Tuhaf Etki" serisinden çıkan bu baskı, hem sadeleştirilmiş metni hem de Latin