MEXANİKANIN DAİMİ DƏYİŞƏ BİLMƏYƏCƏYİ ‘‘PORTAĞAL’’ - İNSAN
Puan vermedi
ANTONİ BÖRCES – MEXANİKİ PORTAĞAL Əsəri oxuyanda ilk sarsıdıcı an, məncə, 1-ci hissənin sonuncu cüməsi idi - ‘‘Özü də hələ on beş yaşım var idi’’. Doğrudur, bu cümləyə gələnədək olduqca iyrənc, ürəkbulandırıcı dərəcədə hadisələrə şahidlik edirik, amma bu yaramazlıqların 15 yaşında birinin əsəri olması daha qorxuducudur. Bəzən insanları tərbiyə etmək, fikirlərini dəyişdirməklə bağlı ağlabatan çıxışların şahidi oluruq. A.Börces əsərində bunun təsirinin müvəqqəti olduğunu, insanın öz iradəsi ilə, zamanla dəyişdiyini göstərir. Ümumilikdə əsər çox aydın və təsirli dillə yazılıb. Tək məyus olduğum məqam sonluq idi. Mənim üçün əsərin sonu əvvəlindən daha önəmlidir. Lakin bu əsərdə hər səhifəni maraqla oxusam da sonluq məni həyəcanlandırmadı. Onu da qeyd edim ki, əsərlə əlaqəli film də çəkilib. Stanley Kubrickin rejissorluğu ilə çəkilən filmdə izləyicini narahat edən məqamlar var. Çəkilişlər reallıqdan fantastikaya yönəlib və zorakılıq dolu təsvirlər çoxdur. əslində, hadisələr Aleksin dilindən danışıldığı üçün görüntüdə zorakılığa üstünlük verilməsi normaldır, amma məni narahat etdiyi üçün ötəri baxdım. Əsas diqqətim sonluğunda idi - filmin sonu yarımçıq bitir. Aleks haqqında kitabda başqa, filmdə tamamilə başqa fikir formalaşdırılır. Belə ki, əsərdə Aleks doğru yolu tapsa da, filmdə o pis oğlan olaraq qalır. Bunun çox maraqlı səbəbi var – kitabın əvvəlində də bildirilir ki, yazar kitabı çap üçün təqdim edəndə nəşriyyatçı son fəsli silir və film də məhz o ilk nəşrlərə əsaslanaraq çəkilib.
Mexaniki PortağalAnthony Burgess · Qanun Nəşriyyatı · 2021113bin okunma
9/10
·838 syf.··
2026 57. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 21:48
Elfida Alaner, küçük bedeninde ailesinin ve geçmişin ağırlıklarını taşımaya çalışırken on sekiz yaşında kendisini bir uçurumun kenarında bulmuştur. İntihar ona bir adım uzaktayken onu oradan karanşığın içinde beliren bir adam çekip kurtarmıştır. Ve Elfida, adama karşı önüne geçemediği bir saplantı duymaya başlamıştır. Aradan üç yıl geçmiş ve Elfida onu kurtarana adamın Kurşun Arduvaz Alpugan olduğunu öğrenmiştir. Yıllardır Kurşun farkında olmasa da Elfida onun her anını bilmektedir. Hatta Kurşun'a ait olan Mavzer adı verilen yasa dışı dövüşlerin yapıldığı yerin en iyi dövüşçülerinden biri olmuştur. Ve bir sonraki rakibini yendikten sonra Kurşun'la karşı karşıya kalacaktır. Ve yıllardır tek istediği şey bu olmuştur. Ta ki dedesi fazla harcama yaptığı için onu sahibi olduğu gece kulübünde garson olarak çalıştırmaya başlayana kadar... Çünkü o gece Kurşun ve kuzenleri de oradadır. Ve Kurşun, ilk kez Elfida'nın o gece farkına varmıştır. Elfida planlarını uygulamanın ve Kurşun'un hayatında daimi bir yer edinmeye çalışırken, Kurşun bir şekilde onun çekimine kapılmışken kendini bulacaktır. Ancak gerçekler ve yalanlar karmakarışık bir hal aldığında Elfida planının çok dışında kalacaktır. Ben ne okudumm.Bir yandan Elfida'ya gel şu işten vazgeç dedim bir yandan da yaşadıkları yüzünden ona sempati besledim.Kurşun'a olan yaklaşımı ise tamamen bildiklerinizin dışındaydı.Gerçekten takıntılı olmanın hakkını veriyordu.Ve geçmişi beni çok kırdı.Gerçekten neden bir kişi bile sevememiş bu kızı?Kurşun ise görünenin ardında çok farklı biriydi.Özellikle de Elfida'ya yaklaşımı ve merhameti beni eritti.Ancak bazı şeyler ortaya çıktıktan sonra yaptıkları 'pişman olacaksın yapma' dedirtti.Özellikle de sonda olan şeyler kafamda deli sorular oluşturdu.Kurgu genel olarak kısımlar ve
Mavzer Çığlığı - INaz Alina · Lapis Kitap · 202644 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
8/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2026 27. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 22:28
#KitapYorum #CenkKayakuş #SonFiravun #KanonYayınları #Kitabaaşıkokumayasevdalı Merhaba arkadaşlar, Bugün sizlere Kanon Yayınları'ndan çıkan, Cenk Kayakuş'a ait "SON FİRAVUN" isimli tarihi romanı tanıtmaya çalışacağım. Cenk Kayakuş kitaplarını okumak bana göre ayrıcalık. Öncesinde "KAYIP KITA", "UÇUŞ 345" isimli eserlerini okumuş çok beğenmiştim. İçimden de gizliden diğer kitaplara talibim düşüncesi altın yaldızlı hazine notluğuna okunmak üzere eklemiştim bile. Hepsinde heyecan, gizem, merak, adrenalin, gerilim tavan. Elinizdeki kitaplar bittiğinde, ne okurum derdi sarmışsa, sıkılıp bunaldıysanız, arayıştaysanız eğer zulanuzda Cenk Kayakuş kitapları varsa çok şanslısınız, kurtardınız günü diyebilirim. Hani yemek sonrası en sevdiğiniz tatlıya sıra gelir ya!.. Tam da bu iştahla "SON FİRAVUN" a tutundum desem mübalağa etmiş olmam. Her sayfa heyecan, gizem, aksiyon, gerilim. Tüm duygularınız fişini elektrik prizine takmışcasına aydınlanıyor. Kendinize geliyorsunuz. Hani çok susarsınız su ılık gelir, o sıcakta bir işe yaramaz. Yavandan mideye yuvarlarsınız. Bu eser tüm dıyguların hakkını veren cinsten. Yani o soğuk suyla dirilişiniz bu kitapla kavilli. Cenk Kayakuş tarihsel olayları günümüze bağlamayı seven bir yazar. Okurun nabzını biliyor. Nokta atışlar hükmünde. Hadi şimdi Mısır'a gidelim, kızgın çöllerde kahramanımız Hakan Geda neler yaşamış konuya ekmek bandıralım. "SON FİRAVUN" Yavuz Sultan Selim'in Mısır'ı fethi, II. Dünya Savaşı ve günümüzü birleştiren gizemli bir hazine avını konu alan bir macera romanı. Topkapı Sarayı’ndaki "tılsımlı gömlekler" gibi somut tarihi ögeler ve Herihor hazinesi gibi arkeolojik mitler kurgunun omurgasını oluşturuyor. Temposu yüksek, kronolojik katmanlar arasında köprüler kuran, tarihsel gerçekliklerle kurguyu harmanlayan sürükleyici
Son FiravunCenk Kayakuş · Kanon Kitap · 202241 okunma
Süleymaniye’nin Donsuz Şıllığı!
9/10
·400 syf.··
2026 40. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 18:21
Cehennem başkalarıdır, der Jean-Paul Sartre, cevap verir adeta Nermin Yıldırım, “Sadece cehennem değil, cennet de mi başkalarıydı yoksa?” Acı bir şekilde gülümser Fyodor Dostoyevski, cehennem, “Daha sevememekten doğan acıdır.” Daha sevememek, toplumun, senin sevme yetin yok olana dek ruh ve beden sağlığınla oynaması ve yok oluşunun ardından sanki hiç var olmamışsın gibi kayıtsız kalması. “Şu kadın da intihar edecek başka zaman bulamamış mıydı?” ”Allah insanı kötü kişilere akraba değil, komşu bile etmesin!” Her şeyin bittiği yerde başlıyor kitap. Sahil kayalıklarında bir kadın cesedi. “Kadın”, “ceset”. Yaşayan kadınlar var kitapta, ailesine ve topluma rağmen ayakta kalmaya çalışan, nefes alışına yaşamak denilen kadınlar. Ölü bedenlerini sürükleyen, toplumun yüklediği tüm görevleri eksiksiz yapmalarına rağmen tutunamayan, bedenleri “et” olarak görülen, doğuran, tecavüz edilen ve en büyük zararı yine hemcinslerinden gören kadınlar. Ölü kadınlar var kitapta. Bireyin kötülüğünü okuduğunu sanıyorsun okurken, öyle usta portreler çizmiş ki yazar, başlı başına “tip” olmuş, kötüyüm diye haykırıyorlar yüzüne! Lakin hayır diyor Orhan Kemal, onlar kötü değil, kötü olan bir çark ve onlar yalnızca o çarkın dişlileri. Onlar kötü olmasalardı yerine gelecek kişiler kötü olacaktı. “Cehennem toplumdur.” “Kadın, erkeğin arzularına nedensiz, niçinsiz boyun eğmekle yükümlüydü. Çünkü erkek, kadının küçük tanrısıydı.” Olanca sıradanlığıyla devam ediyordu hayatlar. Olanca güzelliğiyle hayalleri vardı insanların. Kimi evinde mutlu olmayı, kimi güler yüzle karşılanmayı istiyordu. “Ne oldum deme,” diyordu hayat, “Ne olacağım,” “Ne öleceğim,” de. Hiçbir kahraman bilemezdi sonunun böyle olacağını, tıpkı şu an sıradan hayatlarımızın içinde sonumuzun nasıl olacağını bilemememiz gibi. Kara gün kararıp gidiyordu.
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,2bin okunma
Sabırla demliyoruz o zaman mutluluğumuzu
8/10
··
Beğendi
Yaşamanızın sebebi dopamin desem? Hatta bu dopaminin sıfırdan üretileblir olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz desem? üstelik bu kitap da tam da bunun üstüne yazılmış! dopamin nedir az cok bililiyoruz hepimiz ama bilmeyenler için; dopamin nörotransmitter bi madde yani beynimizdeki sinir hücrelerinin sinaps yaparken (bağlantı kurarken) bir sinirden öbürüne yolladıgı kucuk paketler gibi. Hem birden fazla siniri uyarabiliyor ya da tek bir siniri uyarabiliyor bu şekil bir özelliğe sahip. Birçok işlevi var ama bu kitaptaki insanı harakete geçiren işlevi yani ödül ceza sistemi. ve bu hayatımızın her anında var aslında: acıkınca yemek yemek aslında ödül ceza sisteminin bir parçasıdır, bu yüzden çok acıktıgımızda o yemeğin tadı daha güzel gelir çünkü o acıdan o açlıktan sonra gelen ödül yani yemek beynimizde dopamini pik yaptırır. Vucüdumuzda belli bir miktar dopamin bulunuyor ve bu dopamin sürkeli bir dönügden geçiyor pik yaptıgı bir nokta da var çöküşü de var hatta pik yapıyorsa garanti bir çöküş var! ying yang gibi üşünebilirsiniz gerçekten atalarımızın bir bildiği varmış çok güldük başımıza kötü bir şey gelecek demekte aslında haklılar. peki biz bu beynimizdeki her saniye dopamin sisemini kontrol etmeye calısan ellere rağmen nasıl kendiizi akıştan kurtabilicez?: yine bunun cevabını kitap veriyor ve pek cok söylenecek söz var ama kısacası mindfulness yani bilinçli farkındalık. Bunu psikoloji dersinde de işlemiştik kitapta da yer edilmesi hoşuma gittiği gibi aklıma da yatmıştı okurken. Örnek verecek olursak canın tatlı bir şeyler çekiyor yanınızda da baklava ve greyfurt var mesela işte o greyfurt ''tanısan seversin aslında'' kategorisinde hiç şans verilmeyecek ama tatlıdansa sana çok daha iyi gelecek eleman. Devamını yazar açıklıyor kitapta cok daha fazla örnek çok daha
Kalk Bi Dopamin DemleSerkan Karaismailoğlu · Ortapia Yayınları · 20246,6bin okunma
DOĞU TÜRKİSTAN
Puan vermedi·256 syf.··
2026 11. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 19:15
Bazı kitaplar vardır; kapağını kapattığınızda hayatınıza kaldığınız yerden devam edemezsiniz ya. Taha Kılınç’ın Doğu Türkistan ile ilgili kaleme aldığı bu yeni eser, benim için tam olarak böyle bir yolculuk oldu.. Sayfalar arasında ilerlerken kah ağladım, kah derin bir tefekküre daldım; bazen kendimi sorgularken buldum, bazense yeni araştırmalar için zihnimde yepyeni kapıların açıldığını hissettim. Yıllar önce Taha Kılınç’ın Kudüs ve Filistin üzerine yazdığı bir yazı, içimde oraları görme niyetini filizlendirmişti ve elhamdülillah nasip olmuştu görmek. Bu kitabı bitirdiğimde ise gözlerimi yumup kendimi Doğu Türkistan’ın kadim sokaklarında, belki de bugün kapısına zincir vurulmuş mahzun camilerinde hayal ettim. Bir gün o sokaklarda yürümek nasip olur mu bilinmez ama bu kitap bana çok net bir hakikati bir kez daha hatırlattı: Müslümanca Yaşamak ve Sorumluluk Almak Doğu Türkistan’ın yeniden özgür kılınması ve Müslümanca yaşanılan bir belde haline gelmesi için sadece üzülmek yetmiyor. Daimi bir dua halinde olmanın yanı sıra, biz Müslümanların üzerindeki o "pasiflik" zırhını artık sıyırıp atması gerekiyor. Kitap boyunca zihnimde yankılanan en güçlü soru şuydu: Bizler ne zaman gerçek manada Müslümanca hareket etmeye başlayacağız? Bu eser, sadece bir bölgenin acılarını anlatmıyor; aynı zamanda bizlere bir şuur ve sorumluluk aşılıyor. Doğu Türkistan’ı sadece bir haber başlığı olarak değil, ruhumuzun bir parçası olarak görmek isteyen herkesin bu satırlara dokunması gerektiğine inanıyorum. Kalemine kuvvet Taha Kılınç Kayıp Coğrafyanın İzinde
Kayıp Coğrafyanın İzindeTaha Kılınç · Ketebe Yayınevi · 20251,102 okunma