bir yerlerden gelenler, bir yerlere gidenler, hepsi nereden bulup buluşturduklarını kavrayamadığım telaşlarla adanmışlardı. mütemadiyen koşturuyorlardı. bu delişmen hevesi merak etmiştim daima. çünkü ben koşacak kadar çok istemeyi bilmiyordum hiç kimseye, hiçbir şeye, hiçbir yere varmayı.
tebessüme gönül indirmeyecek kadar huysuz, korku bahanesine sığınıp kimseyle sahiden yakınlaşmaya tenezzül etmeyecek kadar şımarıktım sadece. dünyayı beğenmeyecek, minicik bir anlamı ondan esirgeyecek kadar. kendimi çok beğendiğimden değil; aksine, hiç beğenmediğimden. bir başkasının sevgisini anlamsız bulmam da yine kendimde sevecek bir yön göremeyişimden.
mamafih kısa sürer sefa, çünkü zıbarıp yatmanın ne faydası var? uyanınca bir de bakarsın zihni biteviye meşgul eden dertler dörtnala koşup dönmüş kafeslerine
pythagoras’a göre insan dışında hiçbir canlının doğal sınırlarla bir sorunu yokken, insan kendi varlığına zincir vurduğunu düşündüğü her şeyi kırmak eğilimindedir.