***
Suyun yüreği çarpmaya başladı mı, Bir âşk mektubu gibi gelir, kırlangıç, Uzaktaki sevgiliden,
Bir elinde çiçeklenmiş badem dalı,
Bir elinde çayır çimen...
***
Sayfa 457 - Yapı Kredi Yayınları 3. Baskı İstanbul Şubat 2014
“İnsan beyninin dünyaya dair karmaşık bilgileri filtreden geçirerek indirgediğini, mesela insanın bir ağaca baktığında sonsuz karmaşalıktaki sayısız yaprakla dalı ‘ağaç’ denen şey olarak gördüğünü biliyordu. İnsan olmak, dünyayı sürekli indirgeyerek anlaşılabilir ve basit bir anlatıya dönüştürmek demekti. İnsanın gördüğü her şeyin birer indirgeme olduğunu biliyordu Nora. İnsanlar dünyayı üç boyutlu görüyordu. Bu da bir indirgemeydi. İnsan en nihayetinde sınırları olan, her şeyi genelleyen, otomatik pilotta yaşayan, zihnindeki dolambaçlı yolları düzleştiren bir yaratıktı ve tabii ki bu yüzden sürekli kaybolup duruyordu.”
Düşünün. Hayata... ne olacağı belirlenmiş bir şey olarak nasıl başladığımızı düşünün. Toprağa ekilmiş bir ağaç tohumu gibi. Ardından... büyürüz... büyürüz... ve ilk başta gövdeye dönüşürüz.
Ama sonra bu ağaçtan -yaşamımız olan ağaçtan- dallar çıkar.
Gövdeden farklı yüksekliklerde ayrılan onca dalı düşünün. Dalların çoğu zaman farklı yönlere doğru giden başka dallara ayrılışını düşünün. Dalların farklı dallara dönüşmesini, o dalların da daha ince dallara ayrılmasını düşünün. Aynı daldan çıkan ince dalların uçlarını, hepsinin nasıl da ayrı yönlere doğru gittiğini düşünün. Yaşam da daha büyük bir ölçekte, aynı şeydir. Günün her anında yeni dallar çıkarır. Bizim bakış açımızdan -hepimizin bakış açısından- bu bir... süreklilik gibi görünür. Her bir dal yalnızca tek bir yolu gitmiştir. Ama her zaman başka ince dallar da vardır. Başka şimdiler de vardır. Geçmişte farklı yönlere gitmiş olsanız çok farklı olacak başka hayatlar. Yaşam ağacından söz ediyorum.
"Yeni bilgi ve beceriler öğrendikçe, yeni duygu ve düşünceler geliştirdikçe iç şartlar değişmiştir. Çevremizdeki insanlar, imkânlar ve durumlar değiştiyse dış şartlar değişmiştir. Hayat iç şartlar ile dış şartların, mecburiyetler ile mümkünlerin olasılık hesapları üzerine kuruludur. Tüm bunları gözlemleyerek, ne zaman tutulan dalı bırakıp bir başka dala atlamak gerektiğine karar vermek gerekir."
Söz, hakikatin gölgesidir; dalı budağıdır. Gölge çekip getirirse, hakikat haydi haydi cezbeder. Söz bahanedir. İnsanı insana çeken söz deği, aralarındaki Gönül yakınlığıdır.
Şahları şah yapan onun idaresindeki halktır,Senin görevin onların derdine deva olmaktır.Şah gövdesiyse, bil ki halk ağacın köküdür,Ey oğul! Ağaç köküyle ayakta ve güçlüdür.Elinden geldiğince iyi davran, halkı incitme,Onları huzursuz ederek bindiğin dalı kesme.