Nur

Nur
@damlasakizim
İngiliz Dili ve Edebiyatı lisans-Dilbilimi yüksek lisansı-Türk Edebiyatı öğretmenliği yüksek lisansı
293 okur puanı
Ocak 2019 tarihinde katıldı
Puan vermedi·352 syf.··
Beğendi
·
2023 15. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2023 00:00
Dağın Öte Yüzü üçlemesinin ilk kitabı Ortadirek için Yaşar Kemal’in, bir söyleşisinde “İnce Memed bir tarafa, Ortadirek esas yazmak istediğim romandı” dediğini biliyor muydunuz? Ve İnce Memed daha henüz kitaplaşmadan önce yazar, Dağın Öte Yüzü’nün ilk taslağını ortaya çıkarmıştır. İkinci İnce Memed cildini çıkarmadan çok önce peş peşe yayımlanan kitaplarıyla üçlemeyi tamamlamıştır. Belki bu, biraz da İnce Memed serisinin tamamlanmasının neden o kadar uzun sürdüğüne dair bir açıklama olabilir, bilemiyorum. Demem o ki, İnce Memed 1’de, içinde bulunduğu şartları düzeltmek için yola çıkan kahramanın aydınlık ve umutlu dünyası, toplumcu gerçekçi bir bakış açısıyla daha Ortadirek’ten itibaren karanlıklara boğulur. Destandan çıkar, acı gerçeklerle karşılanırız. 1948-1955 arası ne olmuştur da Yaşar Kemal’in anlatısı böyle bir değişimden geçmiştir, bilinmez ama Ortadirek’te dağın diğer yüzünde zorlu şartlarda hayatta kalma mücadelesi veren, pamuk hasatına yetişmeye çalışan ve bu sayede Çukurova’nın ayrıcalıklı zümresini zenginliğe kavuşturan bozkır köylülerinin psikolojisi en az doğa şartları kadar çetindir. Meryemce, oğlu Uzun Ali, gelini Elif ve torunları uzun bir yolculuğa çıkarlar; bozkırdan, Toroslar’ı aşarak Çukurova’nın bereketli topraklarına doğru. Köylünün geri kalanından ayrışan kaderlerine Koca Halil etki eder. Yolculukları onun yüzünden daha da zorlaşır ve sadece doğayla mücadele değil insanın toplumsal rollerinin de etkisiyle en yakınına bağladığı umutların boşa düşmesi yüzünden başlayan, kendi içine uzanan mücadeleyle de baş eder Uzun Ali ve Meryemce. Sevgi ve nefret birbirine kardeş duygulardır derler. İşte bunu test ediyor adeta büyük usta, karakterlerinin psikolojik analizinde. Ayrıca ekonomik zorluğun yarattığı psikolojik baskı da cabası. Ve tabii ki diğer
Edebiyat
OrtadirekYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 20183,486 okunma
Reklam
Puan vermedi·744 syf.··
2022 28. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 18 Ağustos 2022 00:00
Klasikler arasında pek adı geçmeyen ama Viktoryen İngiltere’nin tanınmış yazarlarından Wilkie Collins’ten ve Beyazlı Kadın’dan bahsedeceğim size biraz. Yazar hakkındaki bildiklerimizi kısıtlı kaynaklardan öğreniyoruz. Zira kendisi aslında İngiliz edebiyatındaki ilk psikolojik gerilim ve ilk polisiye romanlarının yazarı olsa da geri planda kalmıştır. Finansal ve ruhsal zorluklarla uğraştığı hayatında Charles Dickens’la kurduğu dostluk sayesinde edindiğimiz birkaç detayla tanıyoruz Collins’i. Hatta bir anekdota göre Dickens da birkaç defa Collins’in yazdıklarına benzer kitaplar yazmaya özenmiş ama sonunda başaramadığını itiraf etmiş. Romanlarına gelince Gotik edebiyatın en çok tutulduğu ve yavaş yavaş yeni bir boyut kazandığı dönemde yazılmış güçlü eserler olduklarını diyebilirim. Gücünü, türün örneklerinde sıkça gördüğümüz aristokrat karakterler, gizemli insanlar, kasvetli hava ile yaratılan atmosfer, mezarlıklar, hastalıklar ve büyük evler gibi en bariz unsurlara bir de karakterlerine psikolojik katmanlar eklemesinden alıyor. Beyazlı Kadın’da da bu özelliklere rastlıyoruz ama yazar güçlü kalemi sayesinde detaylı olay anlatımının esnasında psikolojik portreler de çizmiş karakterlerine dair. O dönem için buna bir yenilik diyebiliriz. “Şimdi ne olacak,” sorusunun peşine düşüren merak unsurunun yanı sıra bahsettiğim yönüyle de okutuyor kendisini roman. Teknik olarak çoklu anlatıcı kullanmış olması ve anlatıcı değiştikçe bunu anlatımın ruhuna yansıtabilmiş olması da o dönemde sık rastlamadığımız bir durum olarak çok başarılıydı. Günümüzde gerilim ve polisiye türünün ticarî tarafı ağır basarak sunduğu örnekler ve hatta koskoca bir sektöre dönüşmüş olmasını bir kenara bırakıp bütün bunlar yokken ilk karede ne vardı derseniz okunacak ve bu soruya cevap olacak bir eser Beyazlı
Edebiyat
Beyazlı KadınWilkie Collins · Can Yayınları · 20181,189 okunma
Puan vermedi·263 syf.··
Beğendi
·
2022 23. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 20 Temmuz 2022 00:00
Vefatının ikinci yılında Adalet Ağaoğlu’nu anmak için kitap kulübümüzdeki değerli arkadaşlarımla birlikte okuduğumuz Yazsonu, edebiyatımızdaki üstkurmaca (metakurmaca) metinlerin en erken örneklerinden biri. Dördüncü romanı olan bu eserde Adalet Ağaoğlu, bir yazar karakterin kurmaca bir metni örerken zihninden geçenleri gösterirken okuyucuya roman içinde roman nitelikleri taşıyan bir metin sunuyor. Dilde tercih ettiği şiirsellik ve hatta melodik yapı, romanın taşıdığı yoğun (kimi zaman acı dolu) duyguların aktarımında çok etkili bir şekilde kullanılmış. Sanki söylenen her cümlenin duygu aktarımda hem hayatta bir karşılığı var, hem de yaratıcı yazarlıkla bağdaşan bir yönü var. Postmodern estetiğin izlerini taşıyan bir kurgu olarak metnin barındırdığı zıtlıklar ve ikilemler, altı ana karakterle yan karakterlerin etrafındaki temalar üzerinden büyük bir özenle aktarılmış. Zaman kaymaları, anlatıcı değişimi, yoğun mekan tasvirleri, gerçekle kurgu arasındaki belirsizlik metne ısındıktan sonra romanın kendi gerçekliği içinde daha kolay anlaşılmaya başlıyor; yine de sabırlı olmak gereken bir metin. Bütün resim kafanızda birleştiğinde bu sabrın ödülünü zaten alıyorsunuz. Her şeyin belirli olduğu kurguları seviyorsanız tavsiyemi pas geçin ama okurunu da çalıştıran yazarların eserlerini okumaktan keyif alırsanız bu romanı ıskalamayın derim. Postmodern etkinin içerik ve biçim olarak kavuştuğu bu metnin “postmodern” bir okurluk tecrübesi vaat ettiğine hiç şüphe yok.
Edebiyat
YazsonuAdalet Ağaoğlu · Everest Yayınları · 2014346 okunma
Puan vermedi·248 syf.··
Beğendi
·
2022 17. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2022 00:00
Ayhan Geçgin romanlarının (2019’da çıkan son romanı Bir Dava bir tarafa, onu henüz okumadım) bir ana başlığı olsaydı, sanırım yazarın romanlarından birinin de başlığı olan “uzun yürüyüş” uygun olurdu. Bu yürüyüşün kimi zaman daireler içinde kimi zaman doğrusal çizgilerde kentin grotesk yıkıcılığıyla yüzleşerek yapıldığı bir külliyat… Zaten dört romanının (Kenarda, Gençlik Düşü, Son Adım ve Uzun Yürüyüş) genel olarak birbirini tamamlayan bir yönü de var. Bu yorumun esas konusu olan Gençlik Düşü’ne odaklanacak olursak, diyebilirim ki zenginliği ve yoğunluğuyla dikkat çeken bu düşünce romanı, gerek yazılış biçimi gerekse içeriğiyle yazarın romanlarını okumaya başlayacaklar için ilk adres olabilir. İki farklı anlatıcısıyla (“sen” ve “ben” anlatıcılar kısaca) bir dış roman ve bir de iç roman yaratan üstkurmaca tekniği romanın esas meselesinin anlatılması yolunda ustalıkla kullanılmış. Postmodern havasını içeriğinin sergilediği yıkıcılık unsurlarına da yaymış olan anlatım, size en başta çok karanlık gelebilir ama aslında yazarın derdi, bir yanda hayata arsızca tutunan gençlik varken yaklaşmakta ve kaçınılmaz olan ölüm gerçeğini nasıl ele almak gerektiğidir. Bu yönüyle derin bir felsefi monolog gibi aynı zamanda roman. Anlaşılabilir olmak, kendini ve başkalarını anlamanın ne anlama geldiği ve nasıl olması gerektiği, insanın kendini gerçekleştirmesinin yolları ve imkanları (varsa tabii), yazmanın ya da yazarlık eyleminin bütün bunlar içindeki yeri… Bir yönüyle, yazdığı romanı okuduğumuz bir yazar karakter Fikret Ali ile yazamadığı romanı sürekli düşünen isimsiz kahramanımızın çarpışması… Gelişim romanlarının en keyifli türlülerinden (bana göre) künstlerroman olarak da çok başarılı bir örnek eser. Sorduğu sorularla sizi de sorgulamaya itecek olan bu romanı zihninizin sakin,
Edebiyat
Gençlik DüşüAyhan Geçgin · Metis Yayıncılık · 200686 okunma
Puan vermedi·888 syf.··
2022 13. kitabı
·
40 günde okudu
·
Okunma: 09 Nisan 2022 00:00
Ağır ağır ilerleyen bir maraton koşusundan çıkmış gibiyim. Görselde hacmiyle göz kamaştıran(!) tek bir kitap var ama kendisi dört-beş kitaba bedel. Yordu mu? Yordu. Ama sadece hacminden ötürü kurmadım az önceki cümleyi. Gerçekten de kurgunun içinde aynı anda işleyen farklı kurgular var romanda. Böyle kitaplar ilginç gelir mi? Gelir ama odak noktasını fazla kaçırmadan, konuyu dağıtmadan, romanın meselesini bulandırmadan yazılmışsa. Fazla sürprizini kaçırmadan detay verecek olursam: Yazar tıkanıklığı yaşayan Anna Wulf (soyadının seslendirilmesine dikkat, her ne kadar eski eşinin soyadını kullanıyor olsa da yine eşinin soyadını kullanan başka ve daha ünlü bir kadın yazarı andırmıyor mu?) adlı ana karakterimiz yıllar boyunca dört farklı defter tutar. Farklı renklerdeki (siyah, kırmızı, sarı, mavi) bu defterleri romanın başında (tarih 1957’dir) önüne dizer ve okumaya başlar. Böylece onunla birlikte biz de kah Afrika’da postkolonyal dönemde yaşayan “beyaz” Avrupalılarının arasına kah Anna’nın yazmaya çalıştığı romandaki Ella karakterinin yaşadıklarına (ki o da bir yazardır ve böylece roman içinde bir roman çıkar karşımıza) kah politik eleştirilerin odak noktada olduğu Londra’ya kah Anna’nın günlük olarak tuttuğu son deftere dolaşıp dururuz. Bir de kendi başına bir roman niteliğinde olan Özgür Kadınlar kısımları var ki defterlerden önce yerleştirilmiş kitaba. En sonda da romana adını veren Altın Defter’de Anna’nın yaşadığı psikolojik çözülmeyi görürüz. Bu haliyle roman, bir hayli dağınık bir yapıya sahip ne yazık ki. Yaklaşık yarısına geldiğimde bütün bu bölümleri kitapta yerleştirildiği sırada okumak yerine renklere ayrılmış defterleri toplu olarak takip ederek okumaya karar verdim. Yani mesela kalan Mavi Defter’leri peş peşe okudum; kalan Özgür Kadınlar kısımlarını bir
Edebiyat
Altın DefterDoris Lessing · Can Yayınları · 2017161 okunma
Reklam