Uyuyamadı, çünkü yalnız kimsesizliğin azaplarıyla değil, gençliğin hevesleriyle, arzularıyla da mücadele ediyordu. O gece daha ziyade dikkat etti ki genç bir adamla yaşamaya, o adamın öpmelerine, okşamalarına, tesellilerine, şevkatine, himayesine, maddi ve manevi bütün arkadaşlıklarına ihtiyacı vardı. Küçük küçük, müphem, tatlı arzuların hücumuyla vücudunda ürpermeler hissediyordu. Arada bir doğan aşk tahayyülüne kendini bırakarak, ilk nümayişlerden sonra raşeye kadar giden bayıltıcı bir hayal içinde bütün mantıklarını unutuyordu.