İnsanın azınlıkta olması, tek kişilik bir azınlık olması bile, deli olduğu anlamına gelmiyordu. Bir doğru vardı, bir de doğru olmayan; doğruya sarıldığın zaman, tüm dünyayı karşına bile alsan, deli olmuyordun.
Duygularını gizlemek, aklından geçenlerin yüzüne yansımasını önlemek, herkes ne yapıyorsa onu yapmak, içgüdüsel bir tepkiydi. Ama gözlerinin birkaç saniyeliğine de olsa duygularını dışavurması onu ele verebilirdi.
Babanın görevi şu, babanın görevi bu... Eğer görevi, evimizden taşınıp hayat boyu en iyi üç arkadaşımdan ve kayma tırabzanlarımdan uzaklaşmam anlamına geliyorsa, babam görevi hakkında bir kez daha düşünmeli, öyle değil mi?