Karşıki karlıca dağı gördün mü,
Buldurmuş eyyamın eriyip gider,
Akan sulardan sen ibret aldın mı,
Yüzünü yerlere sürüyüp gider.
Kadirsin hey ulu şahım kadirsin,
Her nereye baksam onda hazırsın,
Üstümüzde dört köşeli çadırsın,
Cümlemizi birden bürüyüp gider.
...
Hatayi (Şah İsmail)
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İslamiyette ve dolayısıyla kültürümüzde haram kabul edilen figüratif resmin, Batı insanının kendisini ve eşyayı ifade gücünü arttırdığını anlattı. O sarhoş haline tiksintiyle güldüm. Kendisini ciddiye almadığımı anladı ve bana Çembetlitaş'ı tarif etmemi söyledi. Ona, adı üzerinde etrafı demirden çemberlerle sarılı tarihî bir sütun olduğunu söyledim. Bu defa o, yüzünde acıma dolu bir ifadeyle gülerek, Çemberlitaş'ın, demirden bileziklerinin nasıl da her sabah taptaze bir ışıltıyla doğan güneşi selamladığını ve o bileziklerini antik tanrı Apollon'un düşsel bir mirası olduğunu anlattı. Sarhoş olmasına rağmen ifade ve tasvir gücü öyle tesirliydi ki rahatsız oldum. Sonra benden bir Osmanlı kadırgasının nasıl göründüğünü tasvir etmemi isteyince yeniden bocaladım. Derin bir rahatsızlık duyarak uzaklaştım yanından. Doğru söylüyor olabilir mi? Resim ile nesir ve dolayısıyla ifade gücü arasında büyük bir rabıta var bu mantığa göre. İnsanı kahredecek kadar doğru bir fikir silsilesi olduğunu görebiliyorum bunun.
Anadolu'yu Türk yurdu kılan alplerin dokuz hasleti vardı: Bir, muhkem bir yürek; iki, kol kuvveti; üç, gayret; dört, sağlam bir zırh; beş, kemikle berkitilmiş katı yay; altı, çifte su verilmiş kılıç; yedi, zırh delen bir mızrak; sekiz, iyi bir yoldaş ve dokuz, iyi bir at.