Kitabı okumak için elime aldığımda isminden ötürü beklentim çok yüksek değildi. “Yüreğinin Götürdüğü
Yere Git” bana adi bir kişisel gelişim kitabıymış gibi gelmişti… Hoş, kitabın içinde bu adiliklerden bahseden
bir pasaja denk gelmem beni gülümsetmişti… Ama, dediğim gibi, ön yargılı bir biçimde şöyle bir göz
atmak için okuduğum kitap, karşılaştığım en güzel kitaplar arasında yerini aldı. Anlatımı etkileyici bir
yazarla tanıştım. Gerçek yaşama yakın öyküsü ve bu öykünün analizi niteliğinde, anlatıcının hikayesini
ilerletmesi, adeta, bir tür, hayat muhasebesini temize çekişi, bana bir okur olarak edebi bir zevk
vermesiyle birlikte bir insan olarak idrakimi bir adım öteye götürecek nitelikte bakış açıları sundu. Ve
netice itibariyle iyi bir metinle, bol düşünmeli, not almalı etkin bir okuma süreci geçirdim.
Arka kapakta da bahsedildiği gibi tüm roman 80 yaşında bir büyükannenin torununa yazdığı
mektuplardan oluşuyor. Ve ana karakterimiz çocukluğundan, gençliğinden, yaşam mücadelesinden,
hatalarından, tutumlarından bahsederken, bunları 80 yaşın vermiş olduğu olgunlukla yeniden gözden
geçiriyor ve yaşamıyla, anılarıyla yüzleşiyor… Ve fark ettiği bazı şeyler oluyor, mesela kendi hayatı ve
kızının hayatını karşılaştırdığında, benzer hataları ve benzer deneyimleri yaşadıklarını görüyor. Değişen
şeyler var elbet ama kritik noktalarda, hayatın dönme noktası diyebileceğimiz yerlerde, sergilenen
davranışlar birbirine benziyor ve bu benzeyen noktalar o kadar kendileriyle ilgili ki. Torunu da aynı çukura
saplanmasın diye anlatıyor aslında.
Yazılanlara daha geniş çerçevede bakıldığında anlatının basit bir büyükanne-torun dertleşmesinden çok
daha derin, insani bir tarafı olduğunu da görüyorsunuz ister istemez. Zaten beni etkisi altında bırakanda
bu oldu. Bir farkındalık sorunu var
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Minik karatavuk uyandı, belli aralıklarla başını delikten uzatıp kararlı bir - cik- diyor...
... "Şanslısın küçüğüm, bir yumurtadan çıktın ve ilk kanat çırpışınla ana-babanın yüzünü unuttun."
"Sus behey cahil, sus!" diye haykırdı. "Bu ettiğin küfrü, bereket, benden başka duyan olmadı. Yoksa şer-i şerife göre şahit ispatla, karın senden boş düşerdi. Evlad-ı Araba dil uzatılmaz. Evlad-ı Araba dil uzatmak, 'Ben Araptanım!' diyen Peygamber Efendimize küfür etmekle birdir. Şöyle can ve gönülden bir kelime-i şehadet getir bakayım! Seninle ancak ondan sonra konuşabilirim."
Tahir Bey, başını önüne eğip babasının emrini yerine getirdi.