Kızılderililer gibi daire şeklinde yere bağdaş kurmuş on beş sınıf öğrencisiyle yapılan tuhaf bir yoklamaydı. Öğretmenin isimlerini söylediği öğrenciler okullarda standart yanıt olan boş bir "Burada" demek yerine nasıl hissettiklerini belirten bir sayı söylüyorlardı; 'bir' morali bozuk, 'on' ise enerji dolu anlamındaydı.
Bugün moraller yüksekti:
"Jessica."
"On: Uçuyorum, bugün cuma."
"Patrick."
"Dokuz: Heyecanlı, biraz da sinirli."
Bu darbelere eklenen bir başka etmen de Afrikalı Amerikalı aile yaşamının bir özelliğiydi. Bu konu ilk kez sosyolog Daniel Patrick Moynihan'ın 1965'te yayımlanan, The Negro Family: The Case for National Action (Zenci Ailesi: Ulusal Eylem Gerektiren Bir Sorun) başlıklı ünlü bildirisinde ele alınmış, yazar önce lanetlenmiş ama sonra görüşlerinin doğruluğu kanıtlanarak aklanmıştı. Siyah çocukların büyük bir bölümü (günümüzde çoğunluğu) evlilik dışı doğuyor ve çoğu babasız büyüyor. 1960'ların başlarında bile görülebilen bu eğilim, cinsel devrimle daha da artmış olabilir, ama kanımca genç kadınları çocuklarının babalarıyla değil "devletle evlenmeye" teşvik eden ters etkili sosyal refah girişimleriyle daha da güçlendi. Babasız büyüyen erkek çocukların rol modelleri olmadığı ya da baba disiplini görmedikleri için şiddete eğilimli olduklarını ileri süren teoriler konusunda kuşkuluyum (nitekim Moynihan'ın kendisi de babasız büyümüştü), ama babasızlığın yaygın olması farklı bir nedenle de şiddete yol açabilir. Kendi çocuklarını büyütmeyen bütün o genç adamlar, bunun yerine birlikte takılıyorlar ve birbirleriyle hakimiyet mücadelesine giriyorlar. Tıpkı Vahşi Batı'nın kovboy salonlarında ve maden kamplarında olduğu gibi, kent merkezlerinde kolayca tutuşabilecek bir karışım oluşturan işte tam da buydu ve bu kez neden etrafta kadın olmaması değildi, kadınların erkekleri uygarlaşmış bir yaşam biçimine zorlayacak pazarlık güçleri bulunmamasıydı.
Matt, bu kitap başta sana olmak üzere Lucy, Emma, Joe, Paul, Aileen, Maisie, Jack ve Patrick'e it-haf edilmiştir. Sizler benim en büyük maceramsınız.
Emily Boever
Eski yeni muhafazakar kuşağının birçok üyesi Stalincilik karşıtı aşırı Sol'la başladı -bu hareketin siyasi manevi babası Irving Kristol "Bir Troçkistin Anıları" başlıklı özyaşamöyküsel bir makale yazmıştır- ve bu hizipçi ortamın entelektüel tarzı yeni muhafazakar hareketi tarihi boyunca damgaladı. Yeni muhafazakar hareketi biçimlendiren başlıca figürler -Irving Kristol, Harvardlı toplumbilimci Daniel Bell, Encounter dergisinin editörü Nathan Glazer, siyaset bilimci Seymour Martin Lipset ve Demokrat siyasetçi Patrick Moynihan gibi kişiler- entelektüel bakımdan muhafazakar düşünürlerden beslenmediler.
Özgür iradenin bir yanılsama olduğunu açıkça söyleyen çok sayıda seçkin bilim insanından oluşan bir koro vardır: nörobilimciler Wolf Singer, Chris Frith, Patrick Haggard, psikologlar Paul Bloom ve Daniel Wegner; aralarında gayet iyi bilinen birkaç fizikçi de bulunur: Stephen Hawking ve Albert Einstein. Böylesine parlak çok sayıda bilim insanı yanılıyor olabilir mi? Hepsi olmasa da -hatta belki çoğu bile
değil, ama- birçok felsefeci bu soruya "evet" yanıtını verecektir. Bunun, gerçekten felsefenin işi olduğunu söyleyeceklerdir! Haklılar mı? Öyle sanıyorum.
Neyse, şimdi bugüne kadar okuduğum en iyi romanlar listem şöyle:
1- Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı- Romain Gray
2-Ay Sarayı-Paul Aster
3, 4-Ekmek Arası ve Factotum - Charles Bukowski (Devam romanlar sayılabilirler. Ama birini seçmem gerekirse Ekmek Arası'nı seçerdim.)
5-Boyalı Kuş-Jerzy Kosinski
6-Fuck-Up-Arthur Nersesian
7-Açlık-Knut Hamsun
8-Clichy'de Sakin Günler-Henry Miller
9-Yabancı-Albert Camus
10-Afrikanın Yeşil Tepeleri- Ernest Hemingway
11- Bahara Kadar Bekle Bandini-John Fante
12-Bitmeyen Kavga-John Steinbeck
13-Günlerin Köpüğü-Boris Vian
14- Dava-F. Kafka
15-Neden, Mahzen, Soluk, Soğukluk ve Bir Çocuk-Thomas Bern- hard (5 kitabı tek bir kitap olarak alıyorum)