Cemile, cephedeki kocası Sadık ile sadece dört ay evli kalmıştır. Sadık’tan gelen mektupların hep "Karım Cemile’ye selam ederim" diye soğuk ve adettendir bir cümleyle bitmesi, Cemile’nin içindeki sevgi açlığını ve duygusal yalnızlığını gözler önüne serer. O, bir ailenin "emaneti" veya cephedeki bir adamın "malı" olmaktan çok daha fazlasıdır; ancak toplum ona sadece bu rolü layık görür. Cemile’nin romanın başlarındaki hırçın, kural tanımaz ve neşeli tavırları, aslında bu duygusal kafese karşı geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır.
Hayatına giren Danyar, alışılagelmiş güçlü, hitabeti kuvvetli topraklılardan biri değildir. İçine kapanık, savaşta yaralanmış ve ruhu örselenmiş bir yabancıdır. Cemile’nin Danyar’a çekilmesi fiziksel bir beğeniden öte, ruhsal bir aynalanmadır.
Cemile, Danyar’ın bozkırda yankılanan şarkılarında kendi içindeki bastırılmış çığlığı, özlemi ve memleket sevgisini bulur. O şarkılar, Cemile'nin ruhundaki kilitleri açar. Aşk, Cemile için bir lüks değil; var olduğunu, hissedebildiğini ve her şeyden önemlisi sevebildiğini fark ettiği bir aydınlanma anıdır