​Hayat, durmaksızın dönen muazzam bir çark; mevsimlerin peş peşe devrildiği derin bir nefestir. Biz biliriz ki zaman her an tek bir renge boyanmaz, hayat hep kış kalmaz. Ayazın pencereleri buzdan nakışlarla işlediği, rüzgârın acımasızca estiği o en karanlık günlerde bile, ruhun bir köşesinde saklı duran o yaz sıcağını ve bahar neşesini sık sık hatırlamalı insan. ​Çünkü hatırlamak, karanlığa karşı yakılmış en soylu mumdur. ​Bakın toprağa; o sükûtun içindeki en bilge öğretmendir. Üzerine çöken beyaz örtünün altında, donmuş bir çaresizlikle yatmaz. Karın o ağır baskısı altındayken bile kalbinde baharı büyütür, köklerinde filizlenecek çiçeklerin rüyasını görür. Bilir ki kış, baharın rahminden başka bir şey değildir. İşte tıpkı toprak gibi, insan kalbi de o en zor, en dar günlerde hayatın sunduğu ve sunacağı güzellikleri unutmamalıdır. Göz gözü görmez bir fırtınanın ortasında bile, içindeki o kadim neşeyi, o saf umudu diri tutmalıdır. ​Umut, kalbin derinliklerinde açan ve hiçbir kışın kurutamadığı o gizli tomruktur. Dünyanın gürültüsüne, dertlerin ağırlığına inat o tomruğu gözyaşlarıyla ve inançla sulayanlar, elbet bir gün mükafatını alırlar. ​Çünkü kural hiç değişmemiştir kâinatta: Umudunu daima diri tutan, hiç beklemediği bir sabah, baharı tam karşısında bulur. ​O sabah kapı açıldığında, geride kalan tüm o ayazlar, fırtınalar ve karlar eriyip gider; ruh, ebedî bir vuslatın neşesiyle çiçek açar. Yeter ki gönül, kışın sahte sonsuzluğuna aldanıp baharın geleceğinden asla şüphe etmesin. ___ /Güven Taşdemir
1000Kitap
Nasırdan Doğan Kanatlar
Bir çocuğun düşleri vardı kapı eşiklerinde, Dumanlı, tozlu yolların ötesine uzanan, Gidip bulutların hür göğsüne dokunmak isteyen… Ama dünya katıydı coğrafya dilsiz, Yol, o çocuğa hep arkasını döndü bu gece. Adım atamadığı sokaklarda devleşti taşlar, Çukurlar derinleşti birer sessiz mezar gibi, Ve o sırma umutları taşıyan tekerlekler, Hep o engebeli yolların tam ortasında, Yarı yolda kaldı… Sonra, o çaresizliğin en koyu, en zifiri karanlığından Kederli bir baba çıktı; Gözlerinde bu yeryüzünün sönmeyen ağır yükü, Ellerinde çizg çizgi, bitmeyen bir sızı… Hurdaya atılmış, pas tutmuş, unutulmuş demirlerin arasından, Topraktan en nadide defineyi bulur gibi, Yerden kutsal bir umudu toplar gibi eğildi yere. Kimsenin dönüp bakmadığı eski bir varili Gökyüzüne ardına kadar açılan bir kapıya, Yıpranmış, tel tel ayrılmış eski bir lastiği Göğe yükselecek bir kuşun kanadına çevirdi. Kimine göre fırlatılıp atılmış birer çöpten ibaretti her şey, Onun nasırlı, o şefkatli ellerinde ise, Bir çocuğun elinden çalınmış hürriyeti oldu. Şimdi Zeynel, O babanın kalbiyle, aşkıyla çarpan paletlerin üstünde, O dar bahçenin boğucu, sığ sınırlarını birer birer aşarken; Sadece demirden, çelikten derme çatma bir araç Sürmüyor aslında bu sokaklarda. Geçtiği her çamurlu patikada,
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Nasırdan Doğan Kanatlar
Bir çocuğun düşleri vardı kapı eşiklerinde, Dumanlı, tozlu yolların ötesine uzanan, Gidip bulutların hür göğsüne dokunmak isteyen… Ama dünya katıydı coğrafya dilsiz, Yol, o çocuğa hep arkasını döndü bu gece. Adım atamadığı sokaklarda devleşti taşlar, Çukurlar derinleşti birer sessiz mezar gibi, Ve o sırma umutları taşıyan tekerlekler, Hep o engebeli yolların tam ortasında, Yarı yolda kaldı… Sonra, o çaresizliğin en koyu, en zifiri karanlığından Kederli bir baba çıktı; Gözlerinde bu yeryüzünün sönmeyen ağır yükü, Ellerinde çizg çizgi, bitmeyen bir sızı… Hurdaya atılmış, pas tutmuş, unutulmuş demirlerin arasından, Topraktan en nadide defineyi bulur gibi, Yerden kutsal bir umudu toplar gibi eğildi yere. Kimsenin dönüp bakmadığı eski bir varili Gökyüzüne ardına kadar açılan bir kapıya, Yıpranmış, tel tel ayrılmış eski bir lastiği Göğe yükselecek bir kuşun kanadına çevirdi. Kimine göre fırlatılıp atılmış birer çöpten ibaretti her şey, Onun nasırlı, o şefkatli ellerinde ise, Bir çocuğun elinden çalınmış hürriyeti oldu. Şimdi Zeynel, O babanın kalbiyle, aşkıyla çarpan paletlerin üstünde, O dar bahçenin boğucu, sığ sınırlarını birer birer aşarken; Sadece demirden, çelikten derme çatma bir araç Sürmüyor aslında bu sokaklarda. Geçtiği her çamurlu patikada,
Duygu,Düşünce
Sessizce izlenir duygu,düşünce, Her biri görünür içe inince. Zihin bir araçtır,sunar geçmişi, Düşünce zihinde izler her işi. Geçmişten kalanlar duygu eseri, Tatları iletmiş her bir değeri. İnsan da düşünür,görür zihni, Zihnin içinde kalmış tadın kendini. İnsan baktığında içte olana, Yol alır usulca hakikat,şuura. Ne isim aranır ne de ki suret, Özünde kaybolur kurulmuş hasret. Bir damla misali ummanda erir, Sessizlik içinde kendini bilir. Söz bittiği yerde var olur bu hâl, Orada kaybolur korku ve hayal. Sözler açılırsa bir isim gibi, İşaret,vurguya döner her biri. Tanımlar çözülüp öze bürünür, Bakan,bakılan da içte görünür. Yalnız bunu görür sözleri çözen. İzlerken olanı anlayıb,bilen. İçinde açılır zamansız kapı, Gerçeğe dönecek vardığı yapı.
*Ondan kaçıp kitaplara yöneliyorum, kitaplarda yine onu buluyorum.* > Dar Kapı, André Gide
Nacizane Tavsiye Ettiğim Kitaplar...
rahmetli mustafa necati sepetçioğlu'nun şu kitapları: dünki türkiye serisi'nin 12 kitabı 1- kilit 2- anahtar 3- kapı 4- konak 5- çatı 6- üçler yediler kırklar 7- bu atlı geçide gider 8- geçitteki ülke 9- darağacı 10- ebemkuşağı 11- sabır 12- gece vaktinde gündönümü sabır ağacı serisi: 1- sahibini arayan toprak 2- zaman toprak ve sahibi 3- zaman yürüyüşü 4- zaman bir dar kapıda 5- zaman sarkacı 6- zaman yok 7- zaman dönümü 8- zaman uyanışı yesili hoca ahmed serisi: 1- sesler ve ışıklar 2- hurmalığın ak doğanı 3- aydınlığın mührü
1000Kitap