...Nefesim dar bir merdiven boşluğu;
yukarı çıkmak istiyorum
ama basamaklar yer değiştiriyor.
Bir kapı çarpıyor içimde,
bir pencere ansızın tuzla buz.
Adımı çağıran ses benim—
ama dudaklarım mühürlü.
Tam düşecekken karanlığın dibine
ince bir ışık sızıyor aralıktan:
inatçı, keskin,
çocuk yüzlü bir kıvılcım.
Anlıyorum—
bu titreme bir yıkım değil,
yer değiştiren bir dağdır içimde.
Bir nefes daha.
Bir adım daha.
Bir sabahın eşiğinde
kanatlanan bir kalp.
Hızlı atıyor, evet—
ama bu kez
uçurumdan kaçmak için değil,
uçurumu aşmak için.
Aranızda kaç kişi hayatın gerçek anlamını biliyor? Kendinizi bir dolaba kilitli olarak düşünün. Küçük, dar ve karanlık bir yer. Kilitlisiniz ve dışarı çıkamıyorsunuz. Kapı var ama kapının tokmağı yok. Kapının altından ışık sızıyor ve yere oturarak o ışığı izliyorsunuz parmaklarınızla. Üstelik de oturduğunuz yerde birinin gelip de kapıyı açmasını diliyorsunuz çünkü içerideki havanın yetersiz olduğunu düşünüyor ve çok geçmeden boğulacağınızı sanıyorsunuz. Dışarı çıkmak istiyorsunuz. Işığın ve havanın bol olduğu özgürlüğe atılmak dileği bu..