Cehennem'de önemli bir şahsiyete dirsek atmadan sağın dan soluna dönemezsin: Marilyn Monroe mu dersin, Cengiz Han mı? Clarence Darrow mu dersin yoksa Habil mi? James
Dean. Susan Sontag. River Phoenix. Kurt Cobain. Kimi ararsan burda.
"Yani beni umursuyorsun?"
"Başka bir yaşamda oğullarımdan biri olurdun, Darrow. Sen daha önce benliğini öfkeyle dolduran şeyler olmadan bulsaydım. O zaman seni büyük bir adam ol diye yetiştirmezdim. Büyük adamlar huzur bulamaz. Seni nazik bir adam yapardım. Sevdiğin kadınla yaşlan diye sana sakin bir güç verirdim. Şimdiyse sana verebileceğim tek şey bir şans."
"Yeni bir şey denemeye ne dersin?" diye önerdim ve yanına dönüp bir elimi uzattım. "Adım, Darrow. Yaygın söylentilerin aksine, cam yemem. Müziği, dans etmeyi severim ve taze meyveye, özellikle de çileğe bayılırım."
Güldü. "Çok aptalca. Kendimizi yeniden mi tanıtıyoruz?"
"Zırh olmadan. Sadece iki insan olarak. Bekliyorum." dedim şakacı bir tavırla.
"-Kendine bir bak, Darrow. O zaman kötü şeyler yapmak zorunda kalan iyi bir adam olduğunu anlayacaksın.
-İşte anlamadığım bu zaten: İyi bir adamsam, neden kötü şeyler yapmak istiyorum?"
“Ölüm söylediğin kadar boş bir şey değil. Asıl boşluk, özgürlük olmadan yaşamaktır, Darrow. Boşluk; korku, kayıp ve ölüm korkusu tarafından zincire vurulmuş halde yaşamaktır. Ben o zincirleri kıralım diyorum."
" Darrow , Augustus hanesi'nin Süvarisi. Kalk, yerine getireceğin görevlerin var. Kalk, zayıfların üzerinde hakimiyet kurmak için kalk.
kalk oğlum yükseliş için.. kalk "