"Bütün fertlerin eşit surette iştirakini kolaylaştıracak millî ve “anonim” bir sermayenin istihsal faaliyetlerimize hâkim olması lâzımdır. Bütün cemiyet fertlerinin muayyen [belirli] ve eşit hisselerle iştirak edeceği böyle bir teşkilin [oluşumun] devlet vazifelerinden ayrı olarak, tamamiyle amelî ve iktisadî bir zihniyetle faaliyete geçmesi, millî iktisadı sağlam temellere dayandıracak içtimaî gayeyi gerçekleştirebilir. Dava, ferdî mülkiyet hakkını mahfuz [saklı], fakat murakabe altında tutucu ve sınırlayıcı bir “cemiyet sermayedarlığı”na yol açmaktan ibarettir." [**] Özetin de özeti ise şudur:Tek tek bütün vatandaşların belli başlı hayat standartları ve refah içinde yaşaması şarttır. Bir tarafın sefahati, öbür tarafın sefaleti olamaz.Millî ekonominin sağlam temeli, toplum sermayedarlığıdır. Sermaye, kişilerin (kapitalistlerin) değil, toplumun hissesi ve iştiraki ile üretime katılabilir.
İktisat ve Ahlâk -İktisada Giriş -IV-, 16 Mayıs 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Bir dava ne kadar haksız olursa olsun, onu haklı gösterecek bir yargıç bulunur : Ya her iddianın tam tersini savunma alışkanlığıyla, ya yenilik, aykırılık hevesiyle ya da krala yaranmak isteğiyle.
Peki, meselesini kendi meselemiz olarak benimsememiz gereken insanlığın durumu nedir? ... insanlık sadece kendi çıkarına bakar, insanlık sadece insanlığı desteklemek ister, insanlığın meselesi gene bizzat insanlıktır. Gelişebilmek uğruna, bireyleri ve halkları gaddarca hizmetine koşar, sonunda ihtiyaçları karşılandığında da... onları tarihin gübre yığınına atar. O hâlde insanlığın meselesi de —tamamen egoist bir dava değil midir?
Wilhelm Stekel, bak ne diyor: Olgunlaşmamış insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir, olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir.