Uzun bir süredir kendi kendime birçok sey üzerine düsünürken ve uzun günler boyunca kendimi ve kendi iyiligimi ve hangi kötülükten kaçinmam gerektigini arastirirken birdenbire bana seslendi; neydi o? Ben mi yoksa bir baskasi mi, içimden biri mi yoksa diçimdan mi? (iste bilmedigim ama bilmeye can attigim sey budur.)
“Artık kendimle yalnız değilim, korkutucu-güzel yalnızlık duygusunu ancak yapay olarak anılarımda çağırabiliyorum. Bu da sevginin karanlık yüzü” Jung için evliliğinin anlamı alıştığı yalnızlıktan uzaklaşmasıydı.
Acaba duygularin insan davranislari üzerinde bu kadar etkili olmasinin asil nedeni bu olabilir miydi? Belki de duygular, organik beyinler tarafindan üretilen fizyolojik bir durumdan ziyade ruhun bizzat kendisine ait bir bilesendi. Duygu dedigimiz fenomenler belki de bir araya gelerek ruh dedigimiz çok duygulu organizmayi olusturuyordu. Nihayetinde beyni ölümlülerin dünyasinda kalmisken Falin'in duygularin hâlá hissediyor olmasinin başka nasil bir açiklamasi olabilirdi?