Çiğdem

Çiğdem
@dcigdemy
Çocukluk
İnsanın çok uzak bir geçmişte kalmış çocukluğu, bir süre sonra kendi çocuğu yerine geçiyor.
Sayfa 36 - Metis·Kitabı okudu
Reklam
Korkunun kundağı...
Korkunun kundağı sarmış her şeyi, gökyüzünü bile içine alacak kadar genişlemiş olan korkunun karanlık kundağı... "Herkesin birbirinin avı olduğu zamanlardan geçiyoruz," diyorlardı etrafta, sahiden de öyleydi.
Sayfa 26 - Metis Yayınevi·Kitabı okudu
Sırça Köşk
Halbuki gelip geçenlerin çoğu, bilhassa çocuklar, bu parlak camekânların önünde durup, orada bir köşeye, ustaca bir karmakarışıklık içinde yığılmış oyuncaklara gözlerini dikiyorlar; sonra, mahzun bir tavırla yollarına koyulunca karşılarına çıkıveren tahta tekerlekli arabalara dudaklarını kıvırarak ve adeta hayallerinde vitrinden kalan güzel şekilleri bozuyormuş gibi canları sıkılarak bakıyorlardı. Fakat küçük satıcı onların bu isteksizliklerini fark etmez, önüne bakarak kısa aralıklarla bağırırdı: “Beş kuruşa, arabalar beş kuruşa...” (Sabahattin Ali, Arabalar Beş Kuruşa)
Sayfa 53
"Atmaca’nın kanatları düşmüştü adaşım."
Atmaca hiç kimseyle konuşmuyor, düğünlere gitmiyor, zeytinlerin altında tek başına çalıyordu. Ama geceleri çınarın altında adamakıllı coşar, gözlerini kıza diker, üfler, üflerdi… Ve biz titrediğimizi, bağırmak, konuşmak, yahut yerlere atılıp ağlamak istediğimizi hissederdik… Onun çalışında, bir ateş yığını etrafında haykıran ateşe tapanların, yahut batmakta olan bir gemiye çarpan dalgaların feryadı ve inleyişi vardı. Atmaca’nın kanatları düşmüştü adaşım. Sarardıkça sararıyordu. Değirmencinin köye indiği günler kapının yanındaki taş sedirde kızla beraber oturduğunu ve tırnaklarını, parçalamak ister gibi, iki tarafındaki sert kayada gezdirdiğini görünce, bu işin böyle gitmeyeceğini anladım… Bir gece onu çağırdım, derenin alt başına gittik, kavak fidanlarının arasına oturduk. Çakıllarda acele acele seken sulardan ve uzaklardan gelen bir kurbağa sesinden başka hiçbir şey duyulmuyordu. Atmaca önüne bakıyor, niçin çağırdığımı, ne söyleyeceğimi sormuyordu. Elimi omuzuna koydum, gözlerini bana kaldırdı: “Seviyorsun!..” dedim. “Öyle…” dedi. “Ne yapacaksın?..” Bu sualin cevabını bulmak ister gibi gözlerini yukarıya, yıldızlı göğe çevirdi; uzun uzun baktı, birdenbire: “Sen bizim çeribaşımızsın” dedi, “gezdiğin yerler benden çok, tecrübelerin fazla, aklın, dirayetin bütün Çingene’lerden üstündür. Sana açılmalıyım. (Sabahattin Ali, Değirmen)
Sayfa 32·Kitabı okudu
Edebiyat