Aile, sürekli zarar edecek olan ve hiçbir zaman birbirine uymayan bir cıvata ile bir somun arasında, aşkla başlayıp kavgayla süren bir ticaret ortaklığıdır. Bu ortaklığın kazanç hanesinde bikaç kalem çocuk da bulunursa, ortaklığı mızıldanmadan sürdürebilmek için civata ile somunun kesinlikle bir İngiliz anahtarına ihtiyaçları olduğu görülür. Bu durumda iki kişilik ortaklık bir aile dostunun yardımıyla ölümsüz üçgen halinde üç kişilik anonim şirket olarak bisüre daha sürebilir. Özel sözleşme ya da sözlü anlaşmayla ortaklığa katılan İngiliz anahtarının sık sık değiştiği olağan işlerdendir.
Dört kardeş, dördümüz de birbirimize düşmanızdır. Büyük ağabeyimize öbür kardeşlerim, karısını çocuk fabrikasına çevirdiği için, Bektaşi'nin dediğini söylerler: "Rızkını vermedikten sonra yap yap koyuver!" O da "Vatana evlat yetiştiriyorum!" der. Kardeşlerimin dilinde benim adım "Meyvesiz ağaç"... Onların meyvelerine bakıyorum, kimi kurtlu kiraz, kimi ahlat, kimi hastalıklı kayısı gibi...
(...) Sonra efendim, düşündüm taşındım, ince ruhlu bir kadın, bundan iyisini bulacak değilim ya... Bulsam bile bana varacak değil ya... Uzatmayalım, evlendik. Aman ne iyi bir kadın... Ben şiir okurken dalıp dalıp gidiyor. Açlığını, susuzluğunu unutuyor. Tam dar gelirlilere mahsus bir kadın. Akşam başlıyorum şiire, ta be sabah... Fukaracık, ben şunu isterim, ben bunu isterim demiyor. Tuz ekmeğin gönüllüsü, yeter ki şiir oku... Evvelallah bir o elimizden geliyor. Dayanıyorum şiire.
(...) Diyelim, pudra, ruj, kolonya mı istiyor. Gelsin Nedim:
Haddeden geçmiş nezâket yâl-ü bâl olmuş sana
Mey süzülmüş şîşeden ruhsâr-ı al olmuş sana
(...)
Olur ya, canı kırk yıllık başı et yemeği, meyve istese,
-Aman yavrum, her şey ateş pahası... diyorum. Hemen Şeyh Galip'ten başlıyorum:
Gül âteş, gülbin âteş, gülşen âteş, cûy bâr âteş
Zemin âteş, zaman âteş, bütün nakş-u nigâr âteş
(...)