Hiçbir şey beklemez olduğunuzda, mevcudiyet için bir takviye, karşılıksız bir lütuf olarak sunulur her şey. Yorgunluklar, başarılar, planlar, beklentiler dünyasında çoktan ölmüşsünüzdür. Ama bu güneş, bu renkler, şurada kıvrıla kıvrıla yükselen mavi duman, bu çıtırdayan dallar… hepsi ama hepsi birer hediyedir.
Bu çalışma, dinlenme, hareket, yeniden üretim ve tüketim dünyasındaki her şey ama her şey bir işleve, yere, yarara ve ona karşılık gelen bir kelimeye sahiptir. Aynı şekilde, dilbilgimiz de eylem sıralamalarımızı, bir şeyleri kavramak için sarf ettiğimiz çabaları ve koşuşturmalarımızı yeniden üretir. Her zaman yapar, üretir, durmadan meşgul ederiz kendimizi. Dilimiz imal edilmiş şeylerin, öngörülebilir jestlerin, normalleştirilmiş davranışların, kabul edilmiş tavırların kurallarına uydurulmaktadır. Birbirine uyarlanmış yapıntılar: Dil dünyanın gündelik inşasına yakalanmıştır, bu inşaya iştirak eder; tıpkı çizelgeler, sayılar, listeler gibi dil de sıralamalara tabidir - düzen, emir, sentez, karar, rapor, kod. Dil bir talimatname, bir fiyat listesidir.
Yavaşlık saniyelerin, bozuk bir musluktan pıt pıt düşen su damlaları gibi teker teker, damla damla aktığı o noktada zamanla hemhal olmaktır. Zamanın esnemesi mekânı derinleştirir. Yürümenin sırlarından biridir bu: Manzaraya, onu her adımda biraz daha tanıdık kılan bir yavaşlıkla yaklaşmak.
Haritaya bakmış, yola karar vermiş, vedalaşmış, çantalarınızı toplamış, izleyeceğiniz patikayı işaretlemiş, gideceğiniz yönü gözden geçirmişsinizdir. Sanki tereddütle, yola çıkmayı ertelemek için bu işlere verirsiniz kendinizi: Durur, yönü kontrol eder, bulunduğunuz noktada dönersiniz. Sonra yol önünüzde açılıverir. Yola atılır, ritmi tutturursunuz. Başınızı kaldırınca yolda olduğunuzu görürsünüz, sırf yürümek, dışarıda kalmak için düşmüşsünüzdür yola. Olan biten budur, her şey bundan ibarettir, oradasınızdır. Dışarısı bizim bir diğer parçamızdır: Bir araya geldiğimizde hayatta olduğumuzun tam ayırdına varırız.