çoğu kişi “suçluluk” duyduklarında, aslında korkuyorlardır çünkü itaatsizlik etmişlerdir. Gerçekte, düşündükleri gibi ahlaki bir sorun nedeniyle değil, bir buyruğa uymamaları yüzünden rahatsızlık duyarlar.
İnsan neden itaat etmeye yatkındır, karşı gelmek neden bu kadar zordur? Devlet’in, Kilise’nin otoritesine ya da kamuoyuna itaat ettiğim sürece kendimi güvende ve korunmuş hissederim. Aslında hangi güce itaat ettiğim çok az fark eder. Bu daima, herhangi bir şekilde bir güç uygulayan ve hilekârca her şeyi bildiği, her şeye gücü yettiği iddiasında olan bir kurum ya da kişidir. İtaatim beni, tapındığım gücün bir parçası yapar, dolayısıyla kendimi güçlü hissederim. O benim yerime karar verdiği için hata yapmam; yalnız kalmam çünkü bana göz kulak olur; günah işleyemem çünkü o buna izin vermez, günah işlesem bile cezam sadece, o her şeye kadir güce dönüşün bir yoludur.
Sadece aptallar başka insanların hatalarıyla ilgilenir; çünkü onları değiştiremezler. Akıllı insan sadece kendi hatalarından öğrenir. Kendisine “ben ne yaptım ki bütün bunlar bana oluyor?” sorusunu sorar. Bu soruya cevap bulabilmek için kendi kalbinin derinliklerine bakar.
Sonsuz bir yüksekliğe ulaşmak belli bir yücelik ister ama herkes kendini aşabilir. Zor olan tam ortayı vurmakta yatar. Bunu yapmak için insanın kişiliğinin, şahsi amaçlarının ve kökenlerinin iki tarafının da farkında olmak şarttır. Bu iki taraf birbirinden, kibir ya da korkaklıkla ayrılmamalıdır.