Nur

Nur
@ddeborah
Okumayı ve araştırmayı seviyorum. Bence bu sefil hayatımı biraz olsun anlamlı kılıyorlar.
Puan vermedi·370 syf.··
2026 6. kitabı
Çekirgeleri dinlemek, Hintli aktivist Arundhati Roy'un demokrasi üzerinde yazdığı denemelerden oluşan bir derleme kitabıdır. Kitap genel itibariyle Dünya'nın en geniş demokrasisi diye anılan Hindistan'ın diğer yüzünü anlatıyor diyebiliriz bu yüzden denemelerden çoğu Hindistan'da yaşanan olayları ele alıyor olsa da örneğin 2002 Gujarat'da yaşananlar ya da Keşmir gerilimi gibi, kitaba ismini veren olay Hrant Dink'in öldürülmesine dayanıyor. Yazarımız kitabın bir bölümünde Hrant Dink'e ve Ermeni Tehcirine değiniyor: "Araxie 1915'te henüz on yaşındaymış. Şimdi adı Diyarbakır olan tarihi Ermeni şehri Dikranagert'in kuzeyinde bulunan kendi köyü Dubne'yi basan çekirge sürülerini hâlâ hatırlıyor. Köyün ihtiyarları çekirge sürülerini görünce telaşa kapılmışlar, çünkü çekirgelerin kötüye alamet olduğunu ta iliklerinde hissediyorlarmış. Haklı da çıkmışlar; kötü akıbet birkaç ay içerisinde, ekinler kaldırılmaya hazır olduğu sırada başlarına gelmiş. Sonra Araxie, annesi ve üç küçük erkek kardeşi sürgüne gönderilmişler. Tek o sağ kalmış. Bu, elbette, Türk hükümetinin ve birçok Türk’ün reddettiği bir tarihten günümüze ulaşan tanıkların bir tanesi."
Edebiyat
Çekirgeleri DinlemekArundhati Roy · Agora Kitaplığı · 201013 okunma
Reklam
Puan vermedi·224 syf.··
2026 4. kitabı
Kitap, Molla Rejiminin meddahları nasıl bir propaganda aracı olarak kullandığını anlatıyor. Özellikle İran-Irak savaşında, Suriye İç Savaşında meddahların çok önemli bir görev üstendiklerini görüyoruz. Çünkü savaş sadece çarpışarak olmuyor. Oradaki insanlara uğruna savaşacakları bir şey vermek gerekiyor, onlara yaptıkları bu fedakarlıkların boşuna olmadığına inandırmaları gerekiyor. İşte bu görevi de meddahlar üstleniyor. Meddahların nerede nasıl davranmaları gerektiği Mollalarca sistemli ve titizlikle belirleniyor. İran'daki meddahların anlatıları hep Hz. Hüseyin, Kerbela hadisesi etrafında şekilleniyor. Rejim tarafı Hz. Hüseyin ve onun saflarında yer alanlara benzetilirken karşı taraf ise Yezid oluyordu. Bu benzetmeler üzerinden kurulan hamasi anlatım insanları etkiliyordu. Aslında bu distopyalarda da sıkça gördüğümüz bir model. Kendini merkeze koyup karşıya da bir öteki, bir düşman yerleştirmek. Eğer öyle bir düşman yoksa yaratmakta bir seçenek olarak karşımıza çıkıyor. İranlılar Şii geleneğe sahip oldukları için aslında bu öteki anlatısı onlar için yeni bir konsept değil. Buna örnek olarak Safeviler verilebilir. O dönemde matem merasimleri gücün bir sembolü olarak kullanılıyordu ve meddahlar da koca bir propaganda ordusu olarak üzerlerine düşeni yapıyorlardı. Şimdi gelelim İran-Suriye ilişkisine. 1979’dan önce yani İran İslam Devrimi gerçekleşmeden önce Suriye, devrimci kadrolar için mesken haline gelmişti. Bunun karşılığı olarak da Şii ulema, Nusayrilere dini meşruiyet kazandırmak istiyordu. Bu Esed rejimi için çok önemliydi çünkü rejim, Nusayrili Alevi bir kimliğe sahipti ve hem çoğunluğu Sünni olan Suriye'de hem de İslam dünyasında kendine bir hakimiyet alanı arıyordu. İki rejim arasında olan bu dostluğun uzun soluklu olması öngörülüyordu çünkü rejimlerin
Edebiyat
MeddahlarAdem Yılmaz · Ketebe Yayınları · 202338 okunma
Puan vermedi·404 syf.··
2026 3. kitabı
İnceleme yazıma Svetlana Aleksiveç'i tanıtmakla başlamak istiyorum. Ukraynalı bir anne ve Belaruslu bir babanın çocuğu olarak Ukrayna’da dünyaya gelen yazar, çocukluğunu ve gençliğini Belarus'ta geçiriyor ve orada gazetecilik bölümünü bitiriyor. Meslek hayatında yazdığı yazılar sakıncalı bulunduğu için Belarus'tan ayrılmak zorunda kalıyor. 2025'te Nobel kazandığında İsveç Akademisi, onun bir kitap yazmanın da ötesinde yeni bir edebi tür inşa ettiğini belirtiyorlar. Yazarımız kitabında ise kendini şöyle açıklıyor: " Savaşı değil, savaştaki insanı yazıyorum ben. Savaşın tarihini değil, duyguların tarihini. Ruhun tarihçisiyim. Bana diyorlar ki: "Anı dediğin tarih desen değil, edebiyat desen değil. Safi hayat, pisletilmiş, sanatçının eliyle temizlenmemiş. Ham sözcük malzemesi – her delikte fazlasıyla var ondan. Oraya buraya saçılmış tuğlalar. Tuğla mabet sayılmaz, değil mi?!" Oysa benim için durum farklı... Tam da orada, sıcak insan sesinde, geçmişin canlı yansımasında el değmemiş bir sevinç saklı, yaşamın onulmaz trajedisi aşikâr. Kaosu ve tutkusu... Biricikliği ve akıl sıra ermezliği. Henüz hiçbir işlemden geçmemiş haliyle. Aslı." Bu sayfanın öncesinde Antik Yunan'a dair söyledikleri de ilgimi çekti çünkü bence yazar, tam olarak neyi merak ettiğini, neyi aradığını yazmış: "... Sözgelimi Antik Yunan'daki yaşama dair en çok neyi bilmek isterdim?.. Sparta'nın tarihine dair... İnsanların o zamanlar evlerinde nasıl ve ne konuştuklarını. Savaşa nasıl girdiklerini. Ayrılmadan evvelki son günlerinde, son gecelerinde sevdiklerine neler söylediklerini. Savaşçıları nasıl uğurladıklarını. Dönmelerini nasıl beklediklerini... Kahramanları ve komutanları değil, sıradan delikanlıları..." Yani kitabın girişindeki bu alıntılardan da anlayabileceğimiz üzerine biz bu kitap savaştan
1000Kitap
Kadın Yok Savaşın YüzündeSvetlana Aleksiyeviç · Kafka Yayınları · 20161,320 okunma
Puan vermedi·132 syf.··
2026 2. kitabı
Kitap Filistin'e, Gassan Kanafani ve temsilcisi olduğu "Filistin Direniş Edebiyatı” özelinde bir bakış sunuyor. Kitabın ilk bölümünü Gassan Kanafani'nin hayatı ve etkilendiği fikir akımları oluşturuyor. 2. Bölümünde ise yazar olan Gassan Kanafani'yi ve bir direniş olarak edebiyatı inceliyoruz. Kanafani, 1936 doğumlu ve orta-sınıf bir aileye mensup. Çocukluğunda misyoner okullarına gidiyor ve bu sebeple Fransızcası Arapçasından daha iyi. Yani nispeten rahat bir hayat sürüyor diyebiliriz. Bu durum 1948'le yani İsrail devletinin resmen kuruluşluyla tepetaklak oluyor ve kendini bir mülteci kampında buluyor ve düzenleri oturana kadarda hayatı kamplarda geçiyor. Böylece hayatının dönüm noktalarından ilkini yaşamış oluyor diyebiliriz. Çünkü bu dönemde kafasında Filistin’e ve Filistinli olmaya dair bir pencere açılıyor. Yani kendi deyimiyle, "İşgal Gassan'ın göğsünü yarmış ve oraya Filistin'i yerleştirmiştir." Çocukluğunu farklı ülkelerde farklı kamplarda geçiriyor ve bu durumu kitaplarında da görmek mümkün. Kanafani'nin hikayelerinde kamplarda ya da derme çatma evlerdeki çocuk hikayelerine sıkça rastlanır. Şimdi biraz da fikir hayatından söz edelim. Doğduğu zamanı da göz önüne alırsak o dönemde Arapları tek çatı altında toplama fikri ve Nasırcılık popüler. Kanafani de etkileniyor bu fikirden ve siyasi hayatına böyle adım atıyor denilebilir. Ta ki 1967'deki 6 gün savaşlarına kadar. (Biraz bahset) Bu ağır mağlubiyetten sonra Arap devletlerinden yeterli tepki gelmiyor ve Filistin davası kendi kaderine mahkûm ediliyor. Böylelikle Kanafani anlıyor ki karşısındaki tek düşman Siyonizm değil. Eğer Filistin için savaşmak istiyorsa Siyonizm’in yanında emperyalizm, kolonyalizm ve Arap gericiliğiyle de savaşmak zorunda. Bu nedenle Kanafani'nin hikayelerinde özel olarak Filistin ve
Edebiyat
Kızların Suskunluğu
Puan vermedi
Pat Barker Bu kitapta Troya Savaşını ve Aşil'i bir de kadınların gözünden dinliyoruz. O yüzden kitabın ilk sayfasını açtığımızda Aşil'in bir kahraman değil de bir kasap olarak anıldığını görüyoruz. Başkahraman olan Briseis aslında soylu bir aileye mensup ama savaş sırasında köle oluyor ve Aşil'e savaş ganimeti olarak veriliyor ve olaylar gelişiyor. Başkahraman dedim ama kitap boyunca Briseis'i hiç başrolde görmüyoruz hatta aslında gerçek bir rolü bile yok. Biz onu satır aralarında, cevap olarak verdiği kısa cevapların aksine aklından geçen uzun düşünceleri sayesinde tanıyoruz ve böylece gerçek sesini duyuyoruz. O yüzden bu kitapta başrol olan bir kadın hikayesi, kadınların dayanışması ve zaferi beklemeyin lütfen. Çünkü öylesi hiç gerçekçi olmazdı. Bazı okurlar bu sebeple yeterince feminist bulmamış kitabı ama ben bu eleştirilere hiç katılmıyorum. Bence olması gerektiği gibi resmedilmiş resim ve kadınların suskunluğu. Genel olarak çok fazla mitolojik roman okumam ama bu kitap bana okumam gerektiğini hatırlattı. Çok akıcı bir kitap, kolay okunuyor ama bu asla anlatımın derinliğini azaltmamış. O yüzden şiddetle okumanızı tavsiye ederim. Ayrıca kitaptaki olaylar genel olarak tarihe yakın bir şekilde kurgulanmış. Spoiler!!! Kitabın bir kısmında Aşil başka bir savaşçıyı evinde ağırlıyordu ve adamın yanında kölesi de vardı. İşte içkiler içildi, yemekler yendi ve gün sonunda herkes çakırkeyf bir haldeyken köle olan kadın oğluna Troya'ya özgü bir ninni okumaya başladı ve herkes suspus olup onu dinlemeye koyuldu. Ve o anda Briseis şöyle düşündü: "Hayatta kalacağız... şarkılarımız, hikayelerimiz. Bizi unutmayı asla başaramayacaklar. Troya'da savaşmış son adamın ölmesinden on yıllar sonra bile oğulları Troyalı annelerinin onlara söylediği şarkıları hatırlayacak.
Mitoloji
Kızların SuskunluğuPat Barker · İthaki Yayınları · 20201,567 okunma
Reklam