MECBURİYET
Özgürlük ve sorumluluk arasında sıkışıp kalmış Ferdinand’ın kendisiyle ve bilmediği güç ile verdiği mücadelenin hikayesiydi mecburiyet. Ferdinand; resimleri ile umudu hayatın içine işleyen bir ressam. Her sabah gördüğü manzaraya hayran kalan ve bu manzaranın içinde doğurduğu yaşama aruzusunu renklere döken yetenekli biri. Hassas ruhlu ve oldukça kırılgan bir adam. Paula; ferdinand’ın karısı. Dirayetli, çelik gibi sinirleri olan güçlü biri. Hiçbir şekilde boyun eğmeyi kabul etmeyen biri. Kocası bunalım halindeyken karanlığına ışık oluyor.
Ve bir gün eline geçen resmi davet ile öz değerlerinden vazgeçip hepsinin birer saçmalık olduğu zannıyla karşı koyamadığı güce teslim oluyor. Fakat bu sona göz yummayan, insana ve insan yaşamına son derece değer veren ve bu değeri ayaklar altına alan güce karşı gelerek kocasını koruyan bir kadının mücadelesiydi mecburiyet. Herkesin bildiği vatan kavramını elbette Ferdinand ve karısı Paula’da çok iyi biliyordu. Fakat savaşın anlamını giden erkeklerden çok daha iyi biliyordu. ‘’ Siz erkekler hepiniz ideolojileriniz yüzünden çürümüşsünüz,politika ve etik diyorsunuz, oysa biz kadınlar neyin ne olduğunu hissediyoruz. Vatanın bugünkü anlamı cinayet ve esaret.’’ Bildiği bu gerçeği her fırsatta haykırıyor ve ‘Dur’ diyebilecek kişininde çağrılan kişilerden olacağını hatırlatıyordu.
Vatan diye tanımladığı taşranın soylu kimlere bile kalmadığını belirten Paula kocasının harap olmuş sinirlerini toparlamasına yardım etmeye çalışıyordu. Ne yaptığını ve neden yaptığını anlamayan Ferdinand ise soğuk emrin gerektirdiği gibi hareket ediyordu. Tüm çabasına rağmen karısının ellerinden kaçıp sınırda soluklanan Ferdinand, sonun başlangıcında olduğunu hissediyordu. Gitmesi gereken yönden gelen trenden inenler onu büyük bir