Garip bir şey bu, birilerini çok yakından bilmek. Uzağı gören zihinler olduğu gibi ancak yakını görebilen zihinler de oluyor. Ben kendime yakın olan şeyleri hiçbir zaman pek iyi seçememişimdir. Söz gelimi, kitaplardan bildiğim Partenon bana şu karşıdaki kendi evimden daha yakındır.
“O sıralarda arkadaşlarımla bu sorunu konuşmayı denedim. Düşün ki, bir insan bilerek felakete sürüklüyor kendini ve sen onu kurtarabilirsin- KURTARIR MIYDIN?”
Hikaye bu ya bir ‘oğlancık, ilk görüşte aşkın ne olduğunu anlamadan atlamış o kuyuya. Çıkmak için hiçbir şey yapmamış. Kuyunun sessizliği ve güzelliğinin içinde kaybolmuş. Bu ‘oğlancık, masallar okumayı, şiirler okumayı seviyor ve sesli okuyormuş o kuyudaki arkadaşına. Bu bisiklet sürerken, küvette, yatakta iken. Kelimeler insanı her durumda yakalamayı sever. Çocukta kelime avcısıymış. Kuyunun sahibi kadın ise daha çok okumasını istiyor, daha çok anlatmasını istiyormuş. Ama kuyunun sahibi sadece bir kuyumuş. Geçmişi ile gömüldüğü kuyuda kendini cezalandırmayı istemiş. Öykülerden ve masallardan gelmiş ‘oğlancık, ona. Sonra bir gün kuyuyu kapatmışlar.
Geçmiş kovalar, gelecek çekiştirir. İkisinin arasında kalmış ‘oğlancığın, öyküsü.
-gerçekten oraya gitmem başka bir şey.