"Keşke biraz sürekli olabilse bu huzur anları! Ama yaşamın dokumasındaki enine ve boyuna iplikler gibi, durgun havalarda fırtınalar birbirine örülür; her huzur anının ardından bir bora gelir. Hiç geriye dönmeyen sürekli bir ilerleme yoktur. Son durağa varıncaya dek, insan, adım adım yürüyemez. Bebekliğin bilinçsiz ‘cennetinden’, çocukluğun düşüncesiz inancına; sonra ergenlik çağının hep bildiğimiz kuşkularına; daha sonra inançsızlığa ve en sonunda olgun yaşın gene kuşkuya dayanan düşünceli huzuruna geçilmez. Çemberin sonuna geldik mi, yeni baştan başlarız. Yeniden çocuk, delikanlı ve yaşlı insan oluruz; hiç durmadan yeni yeni kuşkulara düşeriz. Bir daha yola çıkmamak üzere demir atacağımız son liman nerede? Nerede en bezginlerin bile bezmeyeceği dünya? Hangi mutlu gök katlarında? Sokakta bulunan çocuğun babası nerede saklı? Nikahsızken ana olmuş, doğururken ölmüş kızların bıraktığı yetimlere benziyor ruhlarımız. Babalarımızın kim olduğunu, bir sır olarak mezara götürdü analarımız, ölmeden varamayacağız bu sırra."