“Bir anda kendimi bir filmin hem yönetmeni hem de oyuncusu, hem hayatın içinde, hem de içinde olduğum hayatın alaycı bir gözlemcisi durumunda bulurdum. Her şey “normalmiş” gibi davranmaya ancak birkaç saniye devam edebildiğim bu anlardan sonra o utanç, korku, dehşet ve yabancı kalma telaşından oluşan bir ruhsal sarsıntı beni bütünüyle kavrardı. Sanki ruhum kendi içine doğru kapana kapana katlanarak küçülen bir kağıt gibi kendi kendine sarsıla sarsıla bütün iç organlarım, her şeyim bu bunalım sırasında sallanmaya başlardı.”