İnsanlar, birbirlerinden uzun mesafelerle ayrılmış yıldızlar gibi, kendi hususi boşlukları içinde dönen, hepsi yalnız, hepsi mahrem ve başkalarına kapalı birer dünyadır.
“Tarih denince akla adeta periyodik cetveldeki kutular gibi birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış tutarlı bütünler geliyor. Kavramlara, toplumlara, dinlere, ırklara ve devletlere tekabül eden bu kutular üstüne üstlük çok homojen ve yeknesak; x, y, z koordinatlarında nerede olurlarsa olsunlar içerikleri değişmiyor. Osmanlı Devleti dediğimizde de aklımıza hep statik bir yapı geliyor; tarihçinin işinin sadece ve sadece devinimi analiz etmek olduğunu ne çabuk unutuyoruz?”
“Türkiyede iki şey hemen göze çarpıyor: Biri farklılığa olan alerji, ikincisi de kamusal alanla bireysel alan arasındaki farklılık, tam bir ikiyüzlülük. Kendi hayatımızda hiçbir yerde uygulamadığımız, uygulamayacağımız kriterleri birbirimize dikte etmekten vazgeçmediğimiz ve modern tabirle "duyar kasmak"ta ısrar ettiğimiz sürece, ülkemizdeki tüm orijinalite potansiyelini yok eden tek tipleşme ve entelektüel çölleşmenin önüne geçmemiz mümkün olmayacaktır. İnovasyonun norm olduğu bir çağda da herkesin birbirine benzedigi bir toplumda yaşamayı kim ister bilemiyoruz.”