• KONUSU:Haruki Murakami’nin bu melankolik erken dönem romanı, 1970'lerin Tokyo'sunda geçmişin ve kayıpların gölgesinde yaşayan adsız bir anlatıcı ile dostu "Fare"nin, gençliğin masumiyetini ve takıntılı anılarını üç kollu eski bir langırt (*pinball*) makinesinin izini sürerek aradığı, caz tınılarıyla örülü gerçeküstü ve buruk bir yalnızlık hikayesidir. Haruki Murakami
YORUMUM: 3 veya 4 kitaplık bir serinin, 2. kitabı. Yinede, kitapları bağımsız olarak da okumak mümkünmuş, ancak karakterlerin gelişimini ve hikayenin melankolik atmosferini tam yakalamak için sırayla okunması tavsiye edilirmiş. Ben seri olmadığını bilerekten bunu okudum. Zaten ince olan bir seriyi, en başından okurdum, ama... Neyse.
Kitaba gelicek olursak, ben tam olarak ne anlattığını çözemedim. Pek anlamadığım bir eser oldu, o yüzden kötüdür, iyidir diye yorum yapamıycam. Belkide sırasına göre okumadığım için böyle oldu :/
Kitabı 50.sayfalara doğru biraz biraz anlamaya başladım. İkizler diye denilen karakterler var mesela, onların ne olduğunu çözemedim ve geminiye gidip sorunca anladım. İşte, karakterlerin hayat hikayesini okuyoruz tarzında birşey. Kitaba adını veren şeyide sonrada görüyoruz. Gerçek hayattaki bazı şeylerin adı geçiyor, bu yönden de biraz anlayamadım. Ne diyim ki. Her kitabı anlıycaz ve sevicez diye birşey yok. Birgünü tekrar okursam eğer, bağımsız bile olsa seriye en baştan başlarım.
𓂀 𝕊𝕖𝕝𝕒𝕞𝕞𝕞 𓂀
Öncelikle hayırlı bereketli cumalarımız olsun degerli dostlarım...
Şahane bir kitapla tanışmaya hazır mısınız?
Bugün size @ciniusyayinlari ‘ndan çıkan @ozlemkucuk.tr @ozlemkucuk.kitaplari ‘ın etkileyici kaleminden #benkalbinbilir kitabının yorumu ile geldim...
#kitapkonusu
Türkiye'nin köklü basın grubu
Zirve 'nin magazin bölümü olan Nilüfer Dergisi kadınları ve onların birbirinden farklı hayatlarına yolculuk ettiğimiz yüreğinizi sıcacık yapan dostluğu, aile bağlarını ve insan ilişkilerini konu alan bir kitap BEN (kalbin bilir).Onaltı karekter beşyüz sayfa olması gözünüzü korkutmasın.Nasıl başladı nasıl bitti anlayamayacaksınız bile. Çünkü her bir karakterde kendinizden bir parça bulacaksınız.Okurken duygu değişiklikleri yaşayacak, ağlarken gülecek gülerken düşüneceksiniz...
#kitaphakkındadüşüncelerim
Ben BEN’i (kalbin bilir) çok sevdim.
En çokta SEN’i sevdim sevgili @ozlemkucuk.tr @ozlemkucuk.kitaplari ... Naifliğini,dostluğunu,okuruna olan desteğini ve daha anlatmaya kelimelerin yetmediği bir dolu özelliğini.Çok teşekkür ediyorum bendeki gerçek BEN’i ortaya çıkardığın, gücüme güç kattığın için.
İYİKİ yollarımız kesişti, İYİKİ aynı gün dogduk size dair çokça İYİKİlerim var. Rabbim ayağınıza taş gözünüze yaş değdirmesin kaleminiz hep daim olsun inşALLAH...
Dipnot : Kitap 3 seriden oluşacak. BEN’le başlıyor SEN’le devam ediyor BİZ’le bitiyor. SEN’de ve BİZ ‘de görüşmek dileğiyle. Tavsiye etmiyorum kesinlikle okuyun diyorum gerçek BEN’i bulmanız için...
#alıntılar
𓂀 ‘Her şeyi çok fazla ciddiye alarak yaşarken, yaşamayı atlıyoruz.’ (48)
𓂀 ‘İnsanın 'evi' kalbidir.’ (158)
𓂀 ‘İnsan en çok kendine yabancıdır.
Güneş çıktığında 'gölgeler de' aydınlanır’
Konu aslında çok keyifli. Boşanma aşamasında eşinden ayrı yaşayan bir kadın bir arkadaşlık uygulaması keşfediyor. Buluştuğu kişileri analiz edip onlara uygun kitaplar öneriyor.
Ama maalesef kitapta çok büyük mantık hataları var. Kızımız; erkeklerin kadın kıyafetleri giydiği, drag queen barı tarzı deli dolu bir yerde hostes olarak çalışırken birden kitapçıda işe başlamaya karar veriyor. Bu çok garip çünkü karakterin o ana kadar kitaplarla uzaktan yakından alakası olup olmadığını bilmiyoruz. İşin komiği, kitabın hiçbir yerinde de bunu öğrenemiyoruz. Birden kafasına esiyor ve kitapçıda işe giriyor.
Tamam hadi bunu görmezden geldik diyelim, peki ya erkeklerle olan ilişkileri? Profiline seksi kitapçı yazıp davetiyelere cinsel içerikli bulmacalar eklemesine rağmen buluştuğu erkeklerin sadece cinsel ilişki amacıyla gelmesini garipsemesi? Hikayeye göre kızımız çok fazla kitap okumuş ve kendini geliştirmiş biri. Liseli ergen bir kızın bile yapmayacağı bu hareketi yapıp duruma anlam verememesi inanılmaz saçma.
Kızımız hikaye boyunca aşırı masum ve ne yaptığını bilen biri gibi anlatılıyor; ama karaokede karşılaştığı ve kendi söylemine göre çirkin, kilolu bir çocuk sırf iyi şarkı söylediği diye o gece onunla birlikte oluyor. Sadece iyi şarkı söylediği için... :D
Gerçek hayatta böyle karmaşık duygularla yaşayan ve çelişkili davranan milyonlarca insan var ama hepsinin arka planında travmalarla dolu bir hayatı oluyor. Kızımız ise disiplinli bir ailede yetişmiş, iyi bir evlilik yaşamış (ayrılma nedeni sıkılması).
Kısacası spontane yazılmış bir karakter ve hikaye; ama tepkileri komik, davranışlarını incelemek yine de keyifliydi. Konu çok güzelmiş, keşke yazar bu potansiyeli heba etmeseymiş.
Veronica Raimo’nun taze taze bitirdiğim Beni Yazma romanı, ilk sayfalarında beni biraz mesafeli karşılasa da kısa sürede tamamen içine çekmeyi başaran, çok katmanlı ve sarsıcı bir deneyim oldu.
Kitabın başlarında anlatımın dağınıklığı veya karakterin dünyaya bakışı yüzünden biraz sıkılır gibi olsam da, hikaye ilerledikçe S. ile aramda çok güçlü bir bağ kuruldu. S.'nin günlük hayatın detaylarından bahsedişi, kendisiyle ve yaşadığı absürt durumlarla acımasızca dalga geçmesi o kadar samimiydi ki, okurken kendimden de çok şey buldum. O alaycı ve ironik dil, aslında karakterin hayata ve yaşadığı travmalara karşı kurduğu muazzam bir savunma mekanizması gibiydi.
Ancak kitabın beni en çok sarsan ve üzen kısmı, bu kara mizah perdesinin arkasındaki o acı gerçek oldu. S.'nin sevdiği, güvendiği ve tutku duyduğunu sandığı bir insan tarafından manipüle edilmesi, açıkça tacize ve istismara uğraması içimi acıttı. Raimo, tutku ile istismar arasındaki o ince ve bulanık çizgiyi öyle keskin bir dille anlatmış ki, okurken karakterin o çaresizliğini ve uğradığı haksızlığı derinden hissediyorsunuz. En ağır travmaların bile hayatın o sıradan akışı içinde nasıl sinsice gizlenebileceğini görmek gerçekten çok etkileyiciydi.
Klasik gizemlerin dışına çıkıp modern, psikolojik derinliği olan, feminist ve sert bir metin okumak isteyen herkesin şans vermesi gereken bir kitap. Başlardaki o mesafeli havaya aldanmayın, kitap sizi hiç beklemediğiniz bir anda tam kalbinizden yakalıyor.
Beni YazmaVeronica Raimo · Medusa Yayınları · 202637 okunma
Yazıya nereden başlasam bilemiyorum. Akşam saat beşten beri kitap elimde; yarım saatte bir açıp okuyorum, dayanamayıp kapatıyorum, sonra yine elime alıyorum. Belli ki bu gece bitireceğim.
Beni az çok tanıyanlar bilir; 19. yüzyıla, Rönesans dönemine ve özellikle de İkinci Dünya Savaşı’na acayip bir ilgim var. Nazi Almanyası’nın o tıkır tıkır işleyen bürokratik deliliğini, toplama kamplarının arkasındaki lojistiği, kimin hangi cephede ne hamle yaptığını hemen hemen ezbere bilirim. Konunun külliyatına bu kadar hakimken, bu kitaba bu kadar geç başlamış olmak kendime kızdım.
Ama iyi ki de şimdi okumuşum. Gerçek edebiyat insanı her zaman, ne yapıp edip bir yerinden yakalıyor ve kazanıyor zaten. Bu kitapta da tam olarak bu oldu. Gece’de hiçbir süslü dil, edebi bir şov ya da ağdalı tasvirler yok. Canımı en çok yakan, beni sarsan da bu çıplaklığı oldu. Kitap bağırmıyor, sadece fısıldıyor.
Çünkü bunca zaman okuduğum o tarih kitapları, belgeler, rakamlar bir noktadan sonra insanı hissizleştiriyor. "Toplama kampı" diyorsun, gaz odası diyorsun ve geçiyorsun. Ama Wiesel seni o buz gibi gerçekle baş başa bırakıyor. Kitapta kampa ilk adım attığı gece tanık olduğu o sahne zihnimden çıkmıyor mesela: Kamyonlardan o koca ateş çukurlarına dökülen, diri diri yakılan o küçücük çocuklar, bebekler... İnsan bunu okurken bildiği tüm o teorik bilgileri, stratejileri unutup kalakalıyor.Tam o anı anlatırken kitapta geçen şöyle bir cümle insanın içine işliyor;
"O geceyi, kamptaki ilk gecemi asla unutmayacağım; hayatımı yedi kez kilitlenmiş tek bir uzun geceye dönüştüren o geceyi. O dumanı asla unutmayacağım. Küçük çocukların bedenlerinin sessiz bir gökyüzü altında alevlere dönüşmesini asla unutmayacağım. İnancımı sonsuza dek tüketen o alevleri asla unutmayacağım."
İşte bu yüzden kitabın adı Gece.
𝕸𝖊𝖗𝖍𝖆𝖇𝖆 𝕬𝖗𝖐𝖆𝖉𝖆𝖘̧𝖑𝖆𝖗
Herkese hayırlı bereketli bir RAMAZAN diliyorum.Tuttuğumuz oruçlar ve ettiğimiz dualar kabul olsun inşAllah şimdiden...
Bugün size Yabancı Yayınları ‘dan çıkan kalemine hayran kaldığım @amy.harmon.author ‘nın #tersyüz kitabının yorumu ile geldim...
#kitapözeti
Güzel ya da çirkin olmamızı belirleyen unsurlar neydi? Neden çilli, şişman, sivilceli ya da kısa boylu olan kızlar çirkin oluyor?
Doğanın kanunu mu bu?
Ya da biz neden bu tür algıların oluşmasına izin veriyoruz.Ambrose Young okulun en çekici çocuğu ve kasabanın yıldız güreşçisiydi.Uzun boylu ve yapılı bir vücudu, omuzlarına değen saçları ve yakıcı gözleriyle aşk romanlarının kapaklarını süsleyebilecek kadar yakışıklıydı. Fern Taylor bunun farkındaydı ve Ambrose Young'a aşıktı. Belki de bu kadar yakışıklı olduğu için Fern asla onunla birlikte olabileceğini düşünmemişti. Ta ki her şey tersyüz olana ve Ambrose'un eski yakışıklılığından eser kalmayana kadar.
Tersyüz, beş genç adamın küçük bir kasabadan kalkıp savaşa gidişinin ve içlerinden sadece birinin geri dönüşünün hikayesi.Bir kızın, yıkılmış bir çocuğa ve yaralı bir savaşçının, sıradan bir kıza olan aşkının hikayesi.Tersyüz, hepimizin içinde biraz iyiliğin biraz da kötülüğün olduğunu keşfettiğimiz modern çağın güzel ve çirkini...
#kitaphakkındadüşüncelerim
Kitabı o kadar çok sevdim ki anlatmaya kelimeler yetmiyor.
Kesinlikle okuyup bir kenara koyacağınız türden değil, her zaman hatırlayıp tekrar okumak isteyeceğiniz bir kitap.Canım arkadaşım @gulbooklist bana tavsiyesi ile bende size gözüm kapalı tavsiye ediyorum pişman olmayacaksınız...
@amy.harmon.author you are a wonderful writer...
#alıntılar
✿ “Herkes birileri için ana
TersyüzAmy Harmon · Yabancı Yayınları · 20172,504 okunma