ayşenur k.

ayşenur k.
@dearmyselfs
O Zaman Gerçeği Nasıl Öğreneceğiz?
Puan vermedi
Yazarın hayatına girmiş kız çocuklarına ithaf ettiği kitap, tam da o kız çocuklarının dilinden yazılmış. Onların küçücük ama gepgeniş yüreklerinin içtenliği ve samimiyeti ile, kalplerimize dokunan cümleleri ile bazen yüzünüzde gülümsemeler, bazense kalbinizde hüzünler bırakan öykülerden oluşan bu tatlı kitap, kendi çocukluğumuza götürüyor bizi. Derinlerde kaybolan hatıralarımızı su yüzüne çıkarıyor, farkında olmadan çocukluğumuz ile şimdiki biz arasındaki köprüleri bulmaya -ya da kurmaya- çalışıyoruz. Kimi zaman büyükler için önemsiz gibi gözüken detaylar, olaylar, kişiler, çocukların hayatlarında nasıl etkiler oluşturuyor, hafızalarında nasıl anılar olarak kalıyor, nelere anlam yüklüyor, neleri değersizleştiriyor ve sonunda o çocuğu bir yetişkin yapan parçalara nasıl dönüşüyor, okuyarak görüyoruz. Çocukluğa özgü detayları ile kalplerimizde minik pencereler açıyor bu kitap, bizim nasıl biz olduğumuzu görelim diye. Bir de merak edelim, insanların düşündükleri ile söyledikleri farklıysa gerçeği nasıl öğreneceğiz acaba diye… sahi, o zaman gerçeği nasıl öğreneceğiz?
1000Kitap
O Zaman Gerçeği Nasıl Öğreneceğiz?Şeyma Ünal · Küsurat Yayınları · 2021588 okunma
Reklam
Bilinçli Genç Olmak
Puan vermedi
“Bu kitabı sana nasihat vermek için yazmadım, bir dostunun, yol arkadaşının tavsiyeleri olarak görebilirsin.” diyor Nevzat Tarhan kitap için. Gerçekten de kitapta, aynı yollardan daha önce geçmiş ve tecrübe edinmiş bir dostumuzun bize tavsiyelerini okuyoruz sanki. Bu tavsiyeler ile yalnızca gençleri değil, ebeveynler ve eğitimcileri, hayat yolunda ilerleyen herkesi bilinçlendirmek amaçlanıyor. Üç ayrı başlık altında, gelecek kaygısı, baskıcı kültür, özgürlük, meslek seçimi, duygularımız, gençliğin getirdiği sorunlar gibi birçok önemli konuya değinmiş, rehber niteliğinde tavsiyelerde ve yorumlarda bulunmuştur. Bu kitabı okumak için genç olmaya gerek yok, bilinçlenme isteğiyle dolu olalım yeter. İyi okumalar…
1000Kitap
Bilinçli Genç OlmakNevzat Tarhan · Timaş Yayınları · 20201,620 okunma
Nietzsche Ağladığında
Puan vermedi
Nietzsche'nin artık akmasına izin verdiği gözyaşları, kitap boyunca olması beklenen andı sanki. O gözyaşları, ektiği düşünce tohumlarını hem besledi hem çürüttü. Gururlu, inatçı, katı fikirleri olan Nietzsche yıllarca içinde sakladıklarını doktoru, hastası, dostu olan Breuer'e anlatmaya başladığında çözülemeyen düğümler yavaş yavaş çözülmeye başladı. Ümitsizlik içerisinde olan Nietzsche ve onun tedavisinin üstlenen doktor Breuer'in, bir hasta-doktor ilişkisinden rolleri değişerek doktor-hasta ilişkisine ve oradan da iki samimi dost ilişkisine uzanan sürecin anlatıldığı psikolojik- felsefik kitap, ikilinini okumaya doyamayacağınız aynı zamanda sizi derin düşüncelere iten fikirleriyle, tartışmalarıyla, sohbetleriyle geçiyor. Tüm karakterler gerçekte var olan karakterler olduğu için Nietzsche’nin felsefesini öğrenmek, dönemin önemli insanlarını tanımak, onların fikirlerini ve çalışmalarını öğrenmek için güzel bir başlangıç kitabıydı benim için. Yazar, kurmaca ile gerçekliği ustalıkla harmanlarken karakterlerin gerçek hayattaki görüşlerine, yaşantılarına da sadık kalmış. Nietzsche ve Bruer ikilisinin yanında Freud ve Lou Salome gibi önemli isimler de kitaba eşlik ediyor ve tüm karakterlerle birlikte varoluş, hayat, ölüm, zaman, özgürlük, yalnızlık, aşk, ümitsizlik, korkular, kader, inanç, hakikat gibi önemli konuları derinlemesine işliyor yazar. Çoğunlukla Nietzsche’nin felsefi görüşleri üzerine temellenen seanslarda amor fati, üst insan, ebedi yineleme gibi bir çok görüş derinlemesine anlatılıyor. Ben Nietszche'nin bu görüşlerin bir kısmını beğenmekle beraber bazı görüşlerine de katılmadım. Ayrıca Nietsczhe'nin kendi içinde çelişen görüşleri olduğunu düşünüyorum, hem yalnız kalmak isteyip hem de yalnızlıktan kurtulma isteği gibi. Özgürleşmeye çalışırken kendi özgürlük
1000Kitap
Nietzsche AğladığındaIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 202469,9bin okunma
İki Şehrin Hikayesi
Puan vermedi
”Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı hem aptallık, hem inanç devriydi hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana…” Böyle bir cümle ile giriş yapmış yazar kitaba. İyi ki de yapmış diyorum çünkü okuyucuyu kitaba çekmekle kalmamış koca bir dönemi ve uzun soluklu bu kitabı tek bir cümleye sığdırmayı başarmış böylece. Fransız Devrimi'nin öncesinde ve sonrasında geçen İki Şehrin Hikayesi'ndeki iki şehir, Londra ve Paris'tir. Paris'te bir hapishanede 18 yıl haksız yere yatan Dr. Manette'yi kurtarmak isteyen eski dost Mr. Lorry'nin, doktorun kızı Lucie ile Londra'dan Paris'e gitmesi ile başlıyor olaylar. Doktoru Paris'ten Londra'ya getirdikten sonra bir süre Londra'da yaşadıkları ve bir mektup ile Paris'e tekrar döndüklerinde yaşadıkları anlatılıyor. Başlangıçta olaylar parça parça ve birbirinden bağımsız ilerlediği için konuyu toparlamakta zorlandım ama bir noktadan sonra her bir olayın sebebini öğrenip birbiri ile bağlıyorsunuz ve ortaya böyle harika bir eser çıkıyor. Kimileri kitabın durgun ve yavaş ilerlediğini söylemiş, bazı yerlerde buna katılıyorum ama bu durgunluk ve kitabın yavaş ilerleyişi beni resmen kitabın içine çekti, kitapla birlikte yaşadım bir süre. Tarihi olayları okumak her ne kadar çok ilgimi çekmese de yazarın ustalıkla ve titizlikle ince ince işlediği bu kitabı ben büyük bir heyecanla okudum. Her okuyucu gibi Fransız Devrimi zamanında yaşanan yoksulluk, adaletsizlik, açlık, sefalet, çaresizlik... tüm bu dram dolu hayatlar beni de çok etkiledi. Yazarın kaleminden bu duyguları siz de iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Aristokratların halka zülmünden sonra burjuva
1000Kitap
İki Şehrin HikâyesiCharles Dickens · Can Yayınları · 202376,5bin okunma
Martı
Puan vermedi
Dört perdelik bir tiyatro eseri Martı. Kitabın sonuna kadar yazarın martı metoforu ile neyi anlatmak istediğini düşündüm ama galiba ucunu açık bırakarak herkesin çeşit çeşit anlamlar çıkarmasını istemiş yazar. Ama ben tatmin edici bir anlam bulamayıp kısa bir araştırma yaptım ve martının bazı yerlerde ''yaşamda özgürlük ve kaygısız davranışı'' simgelediğini öğrendim. Eserdeki bir martıyı öldüren Treplev, bu martıyı öldürmekle kendi özgürlüğünü ve yaşamını tehlikeye mi atmıştı acaba? Bu martı kaderini mi etkilemişti acaba onun? Hoş, bunun tam olarak cevabını öğrenemeyeceğimize göre martıyı bir kenara bırakıp kitaba ve karakterlere dönelim. Benim Anton Çehov'dan okuduğum ilk eserdi ama yazardan tek bir eser okuyacak olsam sanırım bunu seçmezdim. Tiyatro okumak beni kitaba tam bağlayamıyor ve sürekli bir kopukluk hissediyorum. Bunu Martı'da da hissettim ve kısacık bir tiyatro olmasına rağmen çok fazla karakter olması da okumamı zorlaştırdı diyebilirim. Ama karakterler çok zengindi. Çeşit çeşit kişilikte, meslekte, duygudaki karakterler okuyucuya da farklı bakış açıları açıyor. En beğendim nokta ise eserdeki iki farklı dünyası olan yazarların, Treplev ve Trigorin'in yazarlığa, şöhrete, aşka dair yorumlarıydı. Özellikle şöhret içindeki Trigorin'in sanıldığı kadar mutlu olmaması benim için can alıcı noktaydı. ''Başka bir yerde olma özlemi'' demiş buna yayın arka kapağında. O özlem ne zaman tükendi ki? ''Nerede değilsem orada mutlu olacakmışım gibi gelir'' der Charles Baudelaire de. Martı'yı okuyunca bu durumu daha iyi anlayacağınıza eminim. Keyifli okumalar!
1000Kitap
MartıAnton Çehov · İş Bankası Kültür Yayınları · 201626,6bin okunma
Reklam