ayşenur k.

ayşenur k.
@dearmyselfs
Gece Yarısı Kütüphanesi
Puan vermedi
Her tercihin bir vazgeçiş olduğunu biliriz. Yaptığımız her seçim, verdiğimiz her karar, attığımız her adım ve hatta yapmadığımız seçimler, vermediğimiz kararlar, atmadığımız adımlar dahi önümüzdeki sonsuz olasılıktaki kapıları kapatıp sonsuz olasılıktaki başka kapıları açar. Ama hep tercih ettiklerimizin kabullenişiyle değil de, vazgeçtiklerimizin pişmanlığıyla yaşarız. Sanırız ki, yolun izlediğimiz tarafında değil de izlemediğimiz tarafındadır tüm güzellikler. Yolun geri kalanını da bu güzellikleri kaçırmış olmanın üzüntüsüyle geçiririz. Kendimizi, bizim bulunmadığımız tarafın daha güzel, daha mutlu, daha kusursuz olduğuna inandırırız. Oysa gerçek bu değildir. Hayat bu kadar doğrusal, bu kadar dümdüz değildir. Sonsuz olasılıklar içinde, sonsuz seçimlerin bulunduğu karmakarışık bir sistemdir hayat. Tüm zıtlıkların, mutluluğun ve üzüntünün, sevginin ve nefretin, iyinin ve kötünün, kolayın ve zorun, sevinçlerin ve acıların bir arada bulunduğu geniş bir çemberdir. Ve içerisinde sonsuz sayıda farklı olasılıkların bulunduğu küçük çemberler… Şairin dediği gibi, “Ya dışındasındır çemberin Ya da içinde yer alacaksın.” Peki bu çemberler iç içe ise; bir çemberin dışında bulunmak başka bir çemberin içinde bulunmaksa? Küçük çemberler, büyük çemberler; olduğun çemberler, olmadığın çemberler; siyah çemberler beyaz çemberler… hangi kesişim noktası tamamen seni istediğin o kusursuz hayata ulaştıracak? Belki de bulunduğun çemberin olabilecek en kusursuz çember olduğuna inanmak, seni tüm çember sınırlamalarından kurtarıp sınırsız bir evrenin içinde özgürlüğe, hafifliğe ulaştıracaktır… kim bilir, bazen öğrenmenin tek yolu yaşamaktır…
1000Kitap
Gece Yarısı KütüphanesiMatt Haig · Domingo Yayınevi · 202598,3bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
İçimdeki Müzik
Puan vermedi
Bazen çevremizde bedensel engelli bireyler görürüz. Belki üzülürüz, belki dua ederiz onlar için, belki gülümseriz. Aslında en çok ihtiyaçları olan onlara kendilerini bu kadar özel hissettirmememizdir. Onlara da “normal” insanlara verdiğimiz tepkiler gibi tepkiler vermeli, “normal hissetme” isteklerini bir nebze de olsa karşılamalıyız. Melody, beyin felci geçirmiş on bir yaşında bir çocuktur. Bedeni çalışamıyor ama zeka seviyesi fazlasıyla yüksek. Normal olmamak, kafasında kocaman bir dünya olan bir çocuk için daha da zordur. Çünkü o dünya, hep kafasının içinde kalmak zorunda. Hayal edelim şimdi. Kafanızda yüzlerce düşünce, yüzlerce kelime, yüzlerce cümle… Kafanızdan dışarı çıkmak istiyorlar, çıkamıyorlar. Birilerine ifade edilmek, birilerine söylenmek istiyorlar. Olmuyor, kelimelerinizin oradan çıkma şansları yok. Ömür boyu oraya hapsedilmiş gibiler. Her şeyi algılıyor, biliyor, görüyor, duyuyor ama çırpınışlar dışında tepkide bulunamıyorsunuz. Yine hayal edelim. Çok mutlusunuz. O kadar mutlusunuz ki kalkıp çılgınlar gibi dans etmek istiyorsunuz. Yapamıyorsunuz. Çok üzgünsünüz. Annenize sarılıp ağlamak istiyorsunuz. Yapamıyorsunuz. Karnınız kurt gbi aç. Tabağınızdakileri silip süpürmek istiyorsunuz. Yapamıyorsunuz. Üstünüze yemeğiniz döküldü. Kalkıp değiştirmek istiyorsunuz. Yapamıyorsunuz. Tek yaptığınız sandalyenizde öylece oturmak. Normal insanların yaptıkları, sıradan, basit, alışılmış davranışları yapmak istiyorsunuz ama yapamıyorsunuz. Zihniniz dışında hiçbir uzvunuz çalışmıyor. Kendi başınıza günlük ihtiyaçlarınızı yapamıyorsunuz. Yapmayı ne çok isterdiniz değil mi? Melody de istiyor. Özel değil, normal olmak istiyor. Özel olarak nitelendirdiğimiz bu insanlara karşı empati duygumu tavan yaptıran, bu insanların verdikleri mücadelenin hem maddi hem manevi ne
1000Kitap
İçimdeki MüzikSharon M. Draper · Timaş Genç Yayınları · 202139,8bin okunma
Aylak Adam
Puan vermedi
Hiç sokaklarda “aylak aylak” dolaştığınız oldu mu? Fakat bildiğimiz gibi bir aylaklık değil; düşünerek, gözlemleyerek, eksik olan bir şeyleri arayarak… Hayatınızda öyle bir eksiklik hissediyorsunuz ki, sürekli bir arayış halindesiniz. Aradığınız o şeye sürekli teğet geçiyor, ama bir türlü ulaşamıyorsunuz. Hoş, belki ulaşsanız siz de diğerleri ile “aynı” olursunuz. Ama karşısınız işte; tüm bu alışılmışlıklara, tüm bu tekdüzeliğe, sıradanlığa, düzene, aynılığa… Farklı olanı ararken yaşam size yabancılaşıyor, insanlar yabancılaşıyor, toplum yabancılaşıyor; yalnızlaşıyorsunuz. Bize dayatılan o değişmez kurallara uymak istemedikçe, sizi en kolay yoldan tanımlayacak olan “aylak”lığı tercih ediyorsunuz… Bu değişmeyen düzene karşı, aylaklık. “Hep bir şeyleri aramayı bırak, aylaklığı bırak.” diyorlar, sanki asıl bu düzeni bırakması gereken onlar değilmiş gibi. Konuşmanın gereği kalmıyor, susuyorsunuz, zaten sizi anlamıyorlar…
1000Kitap
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 201971,1bin okunma
Beyhude Ömrüm
Puan vermedi
Bu kitap tek bir an olsaydı; bulutsuz masmavi gök ve sapsarı güneşin ışıkları altında sıcacık bir toprağın üzerinde hem umutlu hem düşünceli duygularla yürürken bir adım ileri attığınızda zamanın durduğu an, işte o an olurdu. Eğer bir ay olsaydı ağustos ayı, bir renk olsaydı turuncu, bir yer olsaydı köylerimiz, bir insan olsaydı, dedelerimiz ninelerimiz büyüklerimiz olurdu. Bir duygu olsaydı kesinlikle hüzün olurdu. Ne ilginç ki yalnızca kelimelerden, cümlelerden oluşan bu kitap öyle sıcak bir dille yazılmış ki sadece okumuyor, yaşıyor ve hissediyorsunuz. Mustafa Kutlu’nun dilinin yanında, hikayeyi yaşatan bir başka sebep daha var bence: tüm hikayenin doğanın, yeşilin, göğün, börtü böceğin, sebzenin meyvenin, toprağın içinde geçmesi… çünkü şehirlerde doğaya özlemle doluyuz. Ama bir gün tekrar doğaya hasret kalacağından habersiz olan insan şehirlere göç etme isteği ile dolup taşıyor. Ne zaman ki doğadan uzaklaşıyor, işte o zaman renkler soluklaşıyor ve kayboluyor… masmavi gök, sıcacık renkler kayboluyor ve tek başına kalıyor insan.
1000Kitap
Beyhude ÖmrümMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 201910,1bin okunma
Bab-ı Esrar
Puan vermedi
Mevlana ile Şems, birbirlerinde aşkı bulan iki derviş. Bu aşk bu kalpleri Allah’a daha da yaklaştırıyor, gerçek olanı, ilahi aşkı bulduruyor. Mevlana ile Şems’i okumak, öğrenmek bile kalplerimize ilahi aşkın tohumlarını ekiyor, varsa da suluyor, büyütüyor. Ahmet Ümit’in polisiye tarzını çok beğenmeme rağmen, bu kitapta bilinçli olarak ondan biraz daha uzaklaşıp mistik konular ile polisiye tarzını harmanlamasını kendi beklentime de bağlı olarak biraz eleştirdim. Nedenine gelirsek, çünkü kitabı kendi içinde iki farklı konu olarak düşünebiliriz: birincisi ana karakter olan Karen Kimya ve onun çevresinde gelişen olaylar ve ikincisi Mevlana, Şems, Mevlevilik ve bu mistik konuların anlatıldığı kısımlar. Bu iki farklı konuyu birbirinden bağımsız olarak çok beğendim. Ama bu iki ayrı konunun harmanlanış biçimi kendi fikrimce daha farklı olabilirdi. Çünkü bazı kısımları konu ile özdeşleştiremediğim gibi gereksiz buldum, sanki sadece olaylara gizem ve sır katmak için yazılmıştı. Tabi sonlara doğru ana fikir biraz daha toparlandığında ve netleştiğinde bu eleştirim biraz daha olumlu yöne kaydı. Kitabı okuma sürecinde tam olarak beğendiğimi söyleyemezdim belki ama; bitirdiğimde evet sevmiştim Bab-ı Esrar’ı. Konusu hakkında görüşlerim biraz eleştirel olsa da, kitabın dili ve akıcılığı fazlasıyla güzeldi.
1000Kitap
Bab-ı EsrarAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 201942,7bin okunma