Çok sesli bir ölüm, ölüm teması üzerine kurulmuş dört farklı öyküden oluşuyor. İlk üç öykü kırsal kesimde geçerken son öykü ise şehirde geçiyor. Öykülerde genel olarak ölüm düşüncesinin farklı yaşamlarda bıraktığı, özünde aynı, ama yaşantıda farklı izleri görüyoruz. O yüzden ölümün çok sesliliğinden bahsediliyor olsa gerek. Daha derinlerde ise karakterlerin zihinsel çatışmalarını, iç hesaplaşmalarını yoğunlukta görüyoruz. İnançların, vicdanın, korkuların bireyin zihninde nasıl ikilemlere sebep olduğunu görüyoruz.
Özellikle “Çatışma” adlı öyküde, bireyin iç dünyası ile dış dünya arasındaki çatışma psikolojik olarak çok güzel ele alınmış. Bireyin geleneksel değerlerle modern hayat arasındaki sıkışmışlığı, yazarın dilinin etkileyiciliği ile de resmen bir film sahnesi çekilmiş. Öykülerin içerikleri bir yana, yazarın diline ayrıca hayran kaldım. Çok basit bir durum bile öyle güzel betimlenmiş ki, bazen kitabı okumadım izledim resmen, hem de hiç sıkılmadan. Virgüllerle defalarca ayrılmış uzun, devrik cümleler, uzun uzun anlatılan duygular, düşünceler, hisler… Kelimelere dökmekte zorlandığımız bazı hisleri ise öyle güzel tarif etmiş ki, dilin güzelliği en çok da burada ortaya çıkıyor sanırım. “Sözcüklerle somutlaştırma sanatı.” diye tarif etmek istiyorum ben de bunu. Öykü seviyorsanız kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum