Herkes farklı biçimde gider Ne oldu o gitti? Sonuç: Ölüden farkı olmayan bir insana dönüştüm Şimdi acılar bağrımı yaksada seni unutacağım Pembe yalanlarına kanmayacağım Seni kalbimden söküp attım! Güven Tekin Kırık Bir Kalbin Veda Notu Muzaffer Talip Gazi Antepin köklü baklavacı ailelerindendi baklavacılığı annesi Rahime hatundan yediği terlik ve oklavalar sayesinde öğrenmişti talip ailesi antepin köklü ailelerindendi meslek gidenlerden bir veda hatırası olarak dededen toruna miras bırakılıyordu her zanaat mutlaka bir hidayet bileziği idi annesi Rahime hatunun fotoğrafına baktı Muzaffer bey ne oldu gittin diyip annesi ile konuşmaya başladı bir yandanda kökeni mö 3000 yıllarına dayanan baklavanın yanmamasına özen gösteriyordu annesi oğul işini özenerek yaparsan sofrana nice krallar oturur diyerek fars saraylarında ince yufkalarla açılan en son osmanlı saraylarında binlerce misafiri ağırlayan o mis kokulu şeker arttıran baklava şimdi antepli Muzaffer talip beyin konağında kokmaya başlamıştı Annesi gittikten sonra bir ölüden farkı kalmayan Muzaffer bey kendisine laf sokanlara inat aile ocağına dönebilecekmiydi kimisi var terkediyor kimisi var veda edip helallik istiyordu konuşamıyordu olgunlaşamıyordu Muzaffer Bey annesinin bıraktığı o tarifi yapabilirse bağrını yakan acıları bir kenara bakıp evine geri dönebilecekti annesini yad etti o mübarek hatun şimdi asıl vatanında ırmaklar akan cennetlerdeydi İnsan beraber yürümek için evlenir Keyfi keyfine gelmeyecekse Hayat meşakkatli bir yol, bu yolda eşlik etmeyecekse geçmişi silemiyorsa Ne yapayım ben onu? Üsame.21 NE YAPAYIM BEN ONU? Küçük Nejat annesine sordu bisikletimi tamir edecekmisin hayatın meşakkatli yolunda babası muzaffer beyin yokluğunda anne hatça kadın çocuklara yolda eşlik ediyor çocuklarını
Duygu ve Düşünce
Kıssa: Gizli Velinin Vasiyeti
İstanbul’da halk arasında "günahkar", "sarhoş" ve "kumarbaz" olarak bilinen, adı Nalıncı Mimî Dede (yahut benzer menkıbelerde farklı isimlerle anılan bir derviş) olan bir adam yaşardı. Bu zat, her akşam meyhaneleri gezer, içki satın alır ve "Bu gece bir adam az içecek" diyerek içkileri eve getirip helaya dökerdi. Aynı şekilde genelevleri dolaşır, buralardaki kadınların zamanını parayla satın alıp "Bu gece günah işlemenize engel oldum" diyerek evine dönerdi. Halk ise onun dışarıdan görünen bu haline bakarak arkasından gıybet eder, onu dışlardı. Karısı bir gün ona: "Efendi, sen böyle yapıyorsun ama öldüğünde cenazeni kimse yıkamayacak, namazını kılmayacak. Adın kötüye çıktı," der. Nalıncı Mimî Dede ise tebessüm ederek karısına şu meşhur cevabı verir: "Hatun, sen tasalanma! Benim cenazemi Sultan gelir kaldırır, namazımı da zamanın en büyük şeyhi kıldırır." Padişahın Rüyası ve Keşfi Gün gelir, Nalıncı Mimî Dede vefat eder. Mahalleli "Bir sarhoştan kurtulduk" diyerek cenazesine el sürmez, ortada bırakır. Kadıncağız çaresizce evde ağlarken, o gece dönemin Sultanı (Sultan I. Ahmed) rüyasında nur yüzlü bir zat görür ve birisinin cenazesinin ortada kaldığına dair bir işaret alır. Sultan, sabah uyanır uyanmaz yanına vezirini (veya mürşidi Aziz Mahmûd Hüdâyî'yi) alarak tebdil-i kıyafet (kıyafet değiştirerek) İstanbul sokaklarına çıkar. Sorup soruşturarak cenazenin sahipsiz kaldığı eve ulaşırlar. Hakikatin Ortaya Çıkışı Sultan, kapıyı çalıp kadına durumu sorar. Kadın gözyaşları içinde kocasının aslında gizli bir Allah dostu (veli) olduğunu, parasıyla günahları engellemeye çalıştığını ama halkın onu yanlış anladığını anlatır. En sonunda da kocasının vefat etmeden önceki o sözünü nakleder: "Benim cenazemi Sultan gelir kaldırır demişti..." Bunun üzerine Sultan I.
Din
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Üftâde’nin Hayatı Üftâde; düşmüş, âşık, mazlum, uysal ve alçak gönüllü demektir. Âriflerin sultanı, âşıkların burhanı, Bursa’nın kutbu Cenâb-ı Pîr Üftâde Hazretleri… Onu yâd edenler hep böyle yâd etmişlerdir. Onun hakkında söylenen bu sözler; birer methiye olmaktan ziyade, âlim, şair ve veli şahsiyeti hakkında bizlere ipucu veren ifadelerdir. Şiirleri, ilâhileri, menkıbeleri ve kerametleriyle aramızda yaşamaya devam eden Üftâde Hazretleri, tarih sahnesine asıl olarak iki büyük eseriyle çıkmıştır: Biri Celvetiyye Tarikatı, diğeri ise Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri’dir. Hz. Üftâde, bu iki büyük eseriyle din, zihniyet, sanat, fikir ve ruh dünyamızda asırlar boyunca derin izler bırakmıştır. Şimdi onu biraz daha yakından tanıyalım. Doğumu Manyaslı bir baba ile Bursa’nın Hamamlıkızık Köyü’nden bir annenin evladı olan Mehmet Muhyiddin Üftâde Hazretleri, 1490 yılında Bursa’da İnebey Çarşısı’nın üzerindeki Araplar Mahallesi’nde dünyaya geldi. Rivayete göre Üftâde Hazretleri doğduğu zaman annesi rüyasında oğlunu süt deryasına dalıp çıkarken görmüş; bu rüyayı telaşla Üftâde’nin babasına anlatmıştı. Babası ise: “İnşallah oğlumuzun ilim erbabı, kâmil bir veli olacağına işarettir.” demiştir. Hocaları ve Tahsili Hz. Üftâde ilk tahsilini Selçuk Hatun Camii İmamı Muslihiddin Efendi’nin yanında yapmıştır. İlk tasavvufî zevk ve neşveyi de muhtemelen bu zat vesilesiyle tatmış, Muslihiddin Efendi’nin birçok keşif ve kerametine şahit olmuştur. Hatta onun tarikatına intisap etmek istemiş; fakat hocası, o yaşta bir çocuğu kabul etmeyerek ileride arzu ettiği yüce makamlara erişebileceğini işaret etmekle yetinmiştir. Üftâde Hazretleri bunun yanı sıra Abdal Mehmed isimli bir meczuptan da istifade etmiştir. Saçlarını uzatarak onu taklit eden Üftâde, zaman zaman Gökdere semtindeki Cenk
Güle güle hababam sınıfı Sabah dedikleri bu mu İçimde gecenin tortusu dururken hala Gözlerim ışığa açık Ama ruhum karanlığın koynunda saklı. Tercanlı24 Rıfat ılgaz sıkılmıştı günün tekrarından İçinde gece tortusu vardı uykusuzluktan Ruhunu karartıyordu geçmeyen zaman Meşguliyetin yoksa yürür mü hiç kervan Müminin sahip olduğu büyük nimettir İman ve inanç insanı kuvvetlendirir Zamanın vaktin kıymetini bilmek gerekir Kıymetini bilmediğin nimet eziyet verir Dolmuş gazetesinde çalışırdı Rıfat Ilgaz Dedilerki otur bir roman yaz Senden bir eser kalsın budur miras Doğrulukla Emrolundun kötüye mezar kaz İşte bir Roman başlıyordu Bizi maziye götürüyor yaşlara boğuyordu Ufukta yepyeni bir sabah doğdu Ekranda hababam sınıfı güle güle diyordu Kul Nefsani oturdu ekranın başına
Şiir
20 Cennet 20 şehadet kuşu Hani rabbiniz, ‘Eğer şükrederseniz size (nimetimi) daha çok vereceğim, nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım pek şiddetlidir!’ diye bildirmişti İbrâhîm Suresi 7-8. Ayet Tarihlerden 12 Kasım 2025 ti bu tarihi unutma Hava Pilot Binbaşı Serdar Uslu abdestini almış biriket cüzlerini vakit bitmeden ömür sermayesi tükenmeden bitirme telaşına düşmüştü içinde sevdiklerine kavuşma telaşı vardı birazdan Azerbaycan Türkiyeye gelmekte olan Lockheed C-130 askeri kargo uçağı şükredenleri nimetlerle dolu bir diyara götürecekti hava pilot binbaşı Nihat İlgen serdar binbaşım dedi birazdan Türkiyeye ulaşacaz Azerbaycandan heybemize doldurduğumuz selam ve dua azığını gardaşlarımız ve topraklarımıza ulaştırıp hatimleri tamama erdireceğiz dedi Lockheed C-130 Hercules bir taktik nakliye uçağı idi Türk Silahlı Kuvvetlerinde önemli operasyonlarda başrollerde yer almış silah ve mühimmat sevkiyatında türk lojistiğine önemli katkılarda bulunmuştu 20 personelin içinde olduğu bu gökyüzü şahinine askerler ebabil kuşu operasyon timine ise şehadet kuşları ismini vermişlerdi içinde birazdan gerçekleşecek kavuşmanın sevincini taşıyan 20 askerden Pilot Yarbay Gökhan Korkmaz Rabbimiz şükredenlere daha çok nimet vereceğim buyuruyor dedi ve kargo uçağının kaybolduğu saatlerde Tsk Azerbaycandan selam getiren 20 cennet ve şehadet kuşunun ismini açıklıyordu Muhsin Başkan ve Sinan Ateş Görülecek, işitilecek, tadılacak, okunacak, yazılacak, yapılacak o kadar çok şey birikiyor ki, bundan sonra hayatımın bütün bunlara yetişmeyeceğinden korkuyorum. Peyami Safa Koca Reis Muhsin başkan ilk önce anne evine uğradı sonrada arkasında tadılacak lezzetler okunulacak kitaplarını masaya bırakarak belki bir daha görüşememe korkusu ile sevdiklerinde biriken yılların helalliğini almak için
Edebiyat
-Şeyh dede o kabı neden ateşe tutuyorsun? Biz onu tutsak elimizde yanar. Peki onun canı ateşte yanmaz mı? +Ateş yakmaz evlat. Yakan Allah'tır. Ateş sadece bir memurdur. Yak dediğini yakar, temizle dediğini temizler. -Nasıl yani ateş de su gibi temizler mi? +Temizler ya. Hem öyle bir temizler ki bazen suyun yapamadığını ateş yapar. -Suyun temizleyemediği kirler de mi var şeyh dede? +Vardır ya. Olmaz mı? Bazı karalar dıştan görünür. Bazıları içe işler. İçe işleyen karalar şeditdir. Görünmez. Ama yaman lekelerdir. İşte o içe işlemiş yaman karaları ancak aşk ateşi temizler. Vefa Sultan
Alıntı