Kahramanmaraş nükteleri
"Sarımsağı hesap eden paça içemez" Bu darbımeseli dedemden naklediyorum. Hayatta çok hesap yamanın ve her ayrıntıyı düşünmenin beyhude bir tutum olduğunu vurgulamak için bu darbımesel söylenirmiş. Dedem Hacı Abdullah Doğru (d.1939-...)
Modern insanın en büyük entelektüel konforu, dünyadaki tüm çürümüşlüğün faturasını gizemli bir ötekiler ordusuna kesmek galiba. Toplu taşımada, kahve molalarında ya da akşam aile masalarında dönüp dolaşıp aynı nakarata geliyoruz: "İnsanlar çok bozuldu ya" "Kimseye güven kalmadı ya" " Bu çağın insanı çiğ be ya" Şikayetlerin hacmine ve samimiyetine bakılırsa, yeryüzü saf iyilikle dolu kurbanlar ve onlara hunharca eziyet eden gizemli bir şer odağı tarafından işgal edilmiş durumda. :D Ancak burada çözülemeyen basit bir matematiksel imkansızlık var. Eğer herkes mağdursa, herkes bu gidişattan dertliyse, o zaman şikayet edilen bu kötüler tam olarak kim? Mezardaki dedem mi? Yoksa uzaylılar aramıza sızdı da faturayı onlara mı kesiyoruz? ​Cevap, uzay boşluğundan çok daha yakın bir yerde, tam olarak aynanın karşısında duruyor aslında sayın varlıklar. İnsan psikolojisi garip bir savunma mekanizmasıyla çalışır, kendi hatalarımızı her zaman dışsal şartlarla açıklarız. Yalan söylediğimizde "şartlar öyle gerektirmiştir" bencilce davrandığımızda "hayat bizi buna zorlamıştır" birinin kalbini kırdığımızda ise " aslında niyetimiz kötü değildir, sadece o an çok gerginizdir." Fakat aynı davranışları bir başkası yaptığında, bunu doğrudan onun karakterine bağlarız: "O zaten güvenilmez, o zaten bencil." İşte bu zihinsel illüzyon sayesinde herkes kendi hikayesinin sütten çıkmış ak kaşığı olmayı başarıyor. Kimse sabah uyandığında "bugün kime bir kötülük yapsam?" demiyor; herkes kendi hayatta kalma mücadelesinin en haklı, en masum savaşçısı. Sonuç ise milyonlarca "haklı" bencilin oluşturduğu, herkesin birbirinden şikayetçi olduğu koca bir kaos. ​Üstelik " bu çağın insanı güvenilmez" klişesi, kendi bencilce reflekslerimizi meşrulaştırmanın da en kestirme yolu haline geldi. Çevresine güvenmeyen
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Önemli olan....
Halbuki benim tespihçi dedem, insanlar kadar hayvanları ve bitkileri de severdi. Kurtlar kuşlar için meyve ağacı dikerdi mesela. "Onlar da nasiplensinler," derdi. Yani her varlığın yaşamaya hakkı olduğunu düşünüyordu. Tanrı da kim bilir kaç çeşit böcek varsa, bu gereksiz, bu nasıl olsa ölecek demeden, hepsine ayrı bir düzen getirmiş, bu bu du... -b/d- duyargalar, bacaklar, araç gereç... Dedem eksiğini bilirdi ve kimseyle iddialaşmazdı. Ben diyorum ki, iyi bir Müslüman'la iyi bir laik, iyi bir Hıristiyan veya iyi bir ateist aynı insanlardır. Önemli olan insana has değerlere ne kadar bağlı kaldığımız. Arada Kalmış Tebessüm
Bugün dedem ve ninemin ilaç raporlarını yeniletmek için hastaneye gittim. Sıram geldiğinde Doktor Bey raporu yenilerken sohbet etmeye başladık. Memleketimin soğuğu Ankara’dan pek farklı olmadığı için kabanımı giymiştim. Mesleğimi sordu, ben de öğrenci olduğumu söyledim. Nerede okuduğumu falan sordu. En sonunda raporu hazırladı ve yaşımı sordu. 22 yaşında olduğumu söyleyince beni şöyle bir süzdü ve maşallah kardeşim dedi. Doktor Bey keşke diplomat olsaymış. Çünkü övdü mü yerdi mi pek belli etmiyor :D
40 Hadis-i Şerif 104 (Merhamet ile İlgili)
001- Allah mahlûkâtı yarattığı vakit, kendi nezdinde arşın üstünde bulunan kitabına "Rahmetim gazabıma üstün geldi" diye yazdı. (Buhârî, Tevhid 15, 22, 28 55; Müslim, Tevbe, 14-16) 002- Rabbiniz gerçekten çok merhametlidir. Kim içinden bir iyilik yapmayı geçirir de onu yapmazsa, ona bir iyilik sevabı yazılır. Eğer onu yaparsa, on katından yedi yüz katına hatta kat kat fazlasına kadar iyilik sevabı yazılır. Kim de içinden bir kötülük yapmayı geçirir de onu yapmazsa, ona bir iyilik sevabı yazılır. Eğer onu yaparsa, bir kötülük günahı yazılır veya Allah onu siler. (Dârîmî, Rikâk, 70) 003- Bu, Allah'ın kullarının kalplerine yerleştirdiği merhamettir ve Allah, ancak merhametli kullarına rahmet eder. (Müslim, Cenâiz, 11; Buhârî, Merdâ, 9) 004- Allah Tealâ rahmetini yüz parçaya ayırdı. Doksan dokuzunu kendi yanında tuttu, bir parçasını ise yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet sebebiyle bütün canlılar birbirine merhamet ederler. Hatta kısrak (emzirirken) yavrusuna basıp da zarar verir korkusuyla ayağını kaldırır. (Buhâri, Edeb, 19; Müslim, Tevbe 21) 005- Allah Teâlâ yeri ve gökleri yarattığı gün, yüz rahmet yarattı. Her bir rahmet yerle gök arasını dolduracak kadardır. Bu yüz rahmetten yeryüzüne bir tek rahmet indirdi ki bu sayede anne yavrusuna, yabani hayvanlar ve kuşlar da birbirlerine merhamet ederler. Kıyamette ise O, bu rahmetin tamamı ile kullarına merhamet eder. (Müslim, Tevbe, 21) 006- İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez. (Buhârî, Tevhîd, 2) 007- Bir adam yanındaki çocukla Hz. Peygamber'e geldi. Adam çocuğu bağrına basıyordu. Hz. Peygamber "Ona karşı merhametlisin değil mi?" diye sorunca adam: "Evet" dedi. Bunun üzerine O, "Allah O'na karşı senden daha merhametlidir. O, merhametlilerin en merhametlisidir" buyurdu. (Buhârî, Edebü'l-Müfred,
Hayat ve İnsan
İyi ki Doğdun Güzel ve Doğru İnsan.
Güzel ile Doğru * Murat, evdeki konuşmalardan, dedesinin şiir yazdığını öğrenmişti. Ama şiirin ne olduğunu bilmiyordu. Bir ilkyaz sabahı kahvaltıdan sonra dedesiyle balkondaydılar. Dedesi gazete okuyordu. Murat, - Dedeciğim, sen şiir mi yazıyorsun? diye sordu. Başını gazetesinden kaldıran dedesi, - Evet, arada sırada şiir yazarım... dedi. Murat, meraklandı. Şiir nasıl bir şeydi? Annesi, babası şiir yazmıyordu. Ama dedesi şiir yazıyordu. Öyleyse bütün insanlar şiir yazmıyorlardı. Neden herkes şiir yazmıyordu? Belki de şiir yazmasını bilmiyorlardı. Okula gidip okuma-yazma öğrenince kendisi de şiir yazacak mıydı? Murat'ın kafasını, işte bunlara benzer birsürü soru doldurdu. Merakını yenemedi. - Dedeciğim, şiir nedir? diye sordu. Dedesi yine gazeteden başını kaldırdı, gülümseyerek gözlük camlarının üstünden torununa baktı. - Anlatmak zor... dedi. Murat kendine güvenle, - Sen anlat, ben anlarım... dedi. Dedesi, - Sen elbette anlarsın, ama benim anlatmam zor... dedi. Murat, her zamanki gibi üst üste sormaya başladı: - Neden zor? - Çünkü şiiri herkes başka türlü tanımlıyor da ondan... - Öyleyse sen kendin nasıl anlıyorsan öyle anlat... dedi. Murat'ın sorularından kurtuluş olmazdı. Dedesi Murat'ı kucağına alıp şöyle dedi: - BANA GÖRE ŞİİR, DOĞRU OLAN BİRŞEYİ GÜZEL DUYGULAR BİÇİMİNDE SÖYLEMEKTİR. Murat, bu sözden birşey anlayamadı. Ama anlamamış olmak ağır geldiğinden sustu, başka soru sormadı dedesine. Başka bir günün akşam üzeri, Murat dedesiyle yine evin balkonundaydı. Dedesi, - Hava kararıyor neredeyse gece olacak. Hadi içeriye girelim... dedi. Murat, çoktanberi gece ile gündüzün ne olduğunu, niçin gündüz aydınlık, geceleyin de karanlık olduğunu merak ediyordu. Dedesinin sözünü fırsat bilip sordu: - Dedeciğim, neden geceleri karanlık oluyor? Bu karanlıklar nereden geliyor?
Aziz Nesin