"Onun da bir ödül alması gerek, değil mi?" dedi Fare.
"Elbette," diye karşılık verdi Dodo ağırbaşlılıkla. "Cebinde başka neler var?" diye devam etti Alice'e dönerek.
"Yalnızca bir yüksük," dedi Alice üzülerek.
"Ver onu bana," dedi Dodo.
Dodo, "Bu zarif yüksüğü kabul etmenizi diliyoruz," deyip ciddi bir tavırla yüksüğü Alice'e sunarken, herkes bir kez daha kızın çevresinde toplandı; Dodo bu kısa konuşmayı bitirdiğinde de hepsi birden neşeyle alkışladı
Baba yaşamanın amacı var mıdır?' dedim. Sözü nereye vardırmak istediğimi anlıyorsunuz, değil mi? Baba, yaşamayı sürdürmen için bana bir tek neden gösterebilir misin? En kısa sürede yok olman daha doğru olmaz mı? demek istiyordum. Ama onun gibiler, ince imaları kavrayamaz. Şaşırdı, gözleri yerinden uğradı, suratıma bakakaldı. Yetişkin insanların o gülünç şaşkınlığından nefret ediyorum. Sonunda ne dese beğenirsiniz? 'Oğlum, yaşam boyunca amaçlayacağın şeyi kimse veremez sana, amacını kendin belirlersin,' dedi.
1
ayna yoruldu
her gün yabancı yüzler taşımaktan
içindeki sır dökülüyor şimdi
bakan kendini görüyor
ayna ise sadece yokluğu
2
toprak uyandı
üstünde yürüyen ayakların yüküyle
bizi taşıdığını sanıyoruz
oysa o
bizi sabırla biriktiriyor
3
bir nar açıldı
içinde dünya kadar kan
biz
meyveyi değil
kırılmayı yiyoruz
4
kapı gıcırtısı
evin yaşlandığını söylüyor
duvarlar daha az dayanıklı
insanlar gibi
her şey eskimeyi öğreniyor
5
kapı çalındı
Bir gün Resûlullah'ın ﷺ önüne zehirli bir koyun kondu. Resul-i Ekrem lokmasını attıktan sonra, "Bu kemik, koyunun zehirli olduğunu bana haber vermektedir." dedi.
"Bir kızı öldürmek hoşuma gitmiyor," dedi İspanyol.
"Tanrı bunu her zaman yapıyor; eğer bu onu rahatsız etmiyorsa, seni de endişelendirmesine izin verme."
"Arkadaş, dedi. Canına yandığımın. Bir arkadaşı olmalı insanın. Tam kafa dengi. Çıkmalısın yola. Tabanbay. İş bulduğun yerde çalışırsın, bulamadığın yerde durmaz, yürür gidersin. Yaşamak mı bu be! Kaplumbağalar gibi."