Elim hızla madalyonun üzerine uçarak onu sıkıca kavradı.
"Teşekkür ederim," dedim tekrar. Boğazım düğümlenmişti. Beni böyle bir hediyeye layık görmesine inanamıyordum.
Sert bir sesle, "Ne olursa olsun onu çıkarma," dedi. Çenesi ve omuzları kaskatıydı, bunun onun gerginliğinin sinyalini verdiğini öğrenmiştim.
Başımı yana eğdim, hala aynadan ona bakıyordum. "Neden?
İçinde takip cihazı falan mı var?"
Çenesini sıktı. "Evet."
Abuzer Reis az sonra seyir güvertesindeydi. Feneri yakmadığı için kendisini azarlayan Diyavol
Paşa Hazretlerine şunları söylüyordu:
"Ama efendim! Sen dedin ne yap et o üç kalyondan kurtul diye. Ben de feneri söndürdüm.
Karanlıkta bizi göremediler ve izimizi kaybettirdik.
"
Efendimiz ise,
"Demek sana 'ne yapıp et' dedim ha! Bir korkağın 'yapıp edecekleri' ile yürekli ve
efendi birinin 'yapıp edecekleri' arasında nasıl bir fark olduğunu anlaman için bizzat yürekli ve efendi olman icap eder,
" dedi.
"Yazıklar olsun sana! Ama çok üzülme! Sana ceza vermeyeceğim. Çünkü
sende, bu gemideki hiç kimsede bulunmayan bir meziyet var.
"
Bu lâfı duyunca Abuzer Reis gülümseyecek oldu, ama Kaptan Efendimiz sözüne şöyle devam etti:
"Sendeki meziyetin adı alçaklık! Evet, topçular, tüfenkçiler, gabyarlar, yelkenciler, marangozlar bu
gemiye ne kadar lâzımsalar, senin gibi bir alçak da Amat'a o kadar lâzım. Zâbitler arasındaki yegâne
alçak sen olduğun için, bu üstün meziyetinden dolayı, yevmiyeni 45 akçeden 95 akçeye çıkarıyorum.
Bu parayı da, mürettebatın ücretlerinden keseceğim. Aldığın parada, günde yarım akçe kazanan 13
yaşındaki bir aylakçının da payı olacak!"
Gemiciler bu hesaba sevinmişlerdi. Geceleyin feneri söndürülmüş bir gemide olmak şerefsizliğini,
yevmiyelerinden kesilecek az bir parayla üzerlerinden atmışlardı. Alçaklık konusunda onlar olsa olsa
hevesliydiler; ama Abuzer Reis bu iş için para alıyordu. Dolayısıyla gerçek şerefsiz oydu.
Yüzündeki üzüntüye karşı çenemi sıktım. Neden hissettiklerini saklayamıyordu ki? "Sana bunun gerçek bir evlilik olmayacağını söylemiştim," dedim aynı sertlikte.
Yavaşça gözlerini kırptı ve hafifçe başını salladı. "Tabii ki. Özür dilerim."