Ayşe Keleş

Ayşe Keleş
@dedimki
Yazar,Güzellik Uzmanı Eğitmeni
İZMİR
856 okur puanı
Şubat 2020 tarihinde katıldı
İzmir gibi
Kapıları yok içimin kapatamıyorum Maskeleri yok kalbimin takamıyorum Örülüyor ruhum bu şehrin düşleriyle Giderek ben bu şehre benziyorum... Gözlerim sahildeki boş bir bank gibi Bazen o kadar sessiz o kadar kederli Zaferi kucaklayınca bir hayalim Sokaklarım mis kokar Salınır ruhuma bir tutam hanımeli... En çok sokak kedileri bilir Sevilmenin kıymetini Bir elin özlemini Sönmeye yakın bir yıldızdır Sokak köpeklerinin gözleri Eritir içimdeki son gülüşleri Arnavut kaldırımları, topuk sesleri Kalbimin ağrısına karışan neşesi İzmir gibi,ben gibi Sarılır bir hortum gibi bazen Bu şehrin öfkesi Ömrümün yıkılan düşleri Sen gibi ben gibi Giderek ben bu şehre benziyorum Kalabalıklarının içinde En tenha yeri kalbim şimdi... Ayşe Keleş
Şiir
Reklam
Kim ne yaparsa kendine yapar
KİM NE YAPARSA KENDİNE YAPAR Çocukluğumdan beri aklımdan hiç çıkarmadığım bir hikaye var.Çoğumuz bu hikaye ile büyüdük yine de hatırlatmak istedim. Köyün birinde yaşayan yaşlı bir amca köy köy gezer ve önüne gelene ‘’Kim ne yaparsa kendine yapar’’ dermiş.Köyde yaşayan bir kadın bu sözden ve adamdan o kadar bıkmış ki kurtulmak için planlar yapmaya başlamış.İçine fare zehiri katarak bir ekmek hazırlayıp adama vermiş.Adam aynı sözü tekrar ede ede yol alırken yeni terhis olmuş,köyüne dönen bir askerle karşılaşmış.Bakmış ki asker sıcaktan ve uzun yol yürümekten çok yorgun aç ve susuz heybesinden çıkardığı suyu bir kaç katıkla ekmeği ona ikram etmiş. Asker evine ulaştığında çok kötü durumdaymış.Annesi neden böyle kötü görünüyorsun yoksa aç mısın?diye sorduğunda yolda karşılaştığı adamı ve ikramlarını anlatmış.Kadın yaptığının farkına varmış ama artık çok geçmiş. Bununla ilgili Fussilet suresi 46.ayet şöyle der. Kim salih bir amelde bulunursa, kendi lehinedir, kim de kötülük ederse, o da kendi aleyhinedir. Senin Rabbin, kullara zulmedici değildir. Kim salih amel işlerse, (sevabı) kendine; kim de kötülük ederse, (cezası) yine kendinedir. Yoksa Rabbin, asla kullara zulmedici değildir. Amenerrasulü duası da apaçık bunu belirtir. Allah hiçbir kimseyi, gücünün yetmediği bir şeyle yükümlü kılmaz; lehinde olanı da kendi kazandığıdır, aleyhinde olanı da kendi kazandığıdır. Rabbimiz! Unutur veya yanılırsak bizi cezalandırma! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme! Üstesinden gelemeyeceğimiz şeyleri boynumuza borç kılma! Bizi bağışla, ayıplarımızı ört ve bize rahmetinle muamele buyur! Sen bizim sahibimiz ve yardımcımızsın; artık inkârcı topluluğa karşı bize yardım et! AMİN Sizi canınızdan bezdirenler de olsa ALLAHA sığınıp iyi insan olmaktan vaz
İnsan ve Duygular
BATIK GEMİ Beste:Eflatun
BATIK GEMİ(6+5 hece ölçüsü) Akıntıya kaç kez kürek çektim ben İçimde bitmeyen dalga sesleri Bulurdum yolumu eğer istesen Şimdi yüreğim bak batık bir gemi... Her fırtınada ben seni aradım Kendime sığındım sana ağladım Dizimden olsaydı yaram sarardım Şimdi yüreğim bak batık bir gemi... Ömrümü adadım ödedim işte Kalmadı candan bir ses nefes bile Pişman olup bir gün dönsen nafile Şimdi yüreğim bak batık bir gemi... Ayşe Keleş youtube.com/watch?v=7riJ9y3...
Şiir
YALNIZ DEĞİLSİNİZ (Yaşanmış bir hikayedir)
YALNIZ DEĞİLSİNİZ Kalabalık sevgi dolu bir aile. Kuşların yem bulunca cıvıl cıvıl yemin etrafına toplandığı gibi bu aile de de büyük masalar kuruluyor her gün neşeyle yemekler yeniyor, sohbetler ediliyor .Anne Elif her gün biraz da sevgisini katarak pişirdiği bu yemeklerin neşeyle tüketilmesini büyük bir mutlulukla izliyor. Evin içi cıvıl cıvıl gülücük sesleri, tatlı koşuşturmalar ,sevgiyle kucaklaşmalar, çatal kaşık sesleri yani mutluluğun tavan yaptığı sıcacık bir aile. Yıllar geçiyor. Aile üyeleri ,çocuklar kendilerine uzak yerlerde yeni hayatlar kuruyorlar. Masalar ,odalar boşalıyor. Artık eskisi gibi çatal kaşık sesleri, gülücük sesleri, o tatlı koşuşturmalar duyulmuyor. Büyük bir sessizliğin içinde kalbinde ince bir sızı anne Elif öylece özlemler içinde kalıyor. Anne Elif yıllardır kocaman tencereler içinde çeşit çeşit yemekler yapmaya alışmış bir türlü bu alışkanlığına engel olamıyor ama kimse olmadığı için yaptığı yemekleri bir süre beklettikten sonra çöpe atmak zorunda kalıyor. Elif anne üzgün. Ne yapsam diye düşünürken çok acıkmış ağlayan bir çocuk sesi duyar gibi oluyor. Hızla yerinden kalkıp yaptığı yemekleri küçük kaplara koyarak poşetler hazırlıyor. Yoksul bir mahallenin yakınındaki parka gidiyor. İnanılmaz bir şekilde ‘’Acıktım’’ deyip ağlayan o çocuk sesini çok yakınında tekrar duyuyor. Kucağında minik kızı ile bir kadın ve açlıktan ağlayan çocuğu görüyor ve poşetin içine hazırladığı yemek kaplarını açıp bankın üzerine güzel bir sofra hazırlıyor. Kadın ağlamaklı ’’Az önce Allaha dua edip yalvarıyordum. ’’ALLAHIM BENİM AÇ OLMAM ÖNEMLİ DEĞİL ŞU MASUM YAVRUMUN KARNI DOYSUN YETER DİYORDUM ALLAH DUALARIMI KABUL EDİP SİZİ GÖNDERDİ.’’ diyor. Elif anne unutamadığı o günden sonra her gün ihtiyacı olan insanlara yemek yapmaya, ikramda bulunmaya devam
KALBİMİN FISILTISINI DUYAN VAR
Hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değil aslında... Her insanın içinde hiç sönmeyen, kalbini ince ince sızlatan bir ateşi var. Kimimiz sevdiklerimizle, kimimiz yoksullukla, kimimiz ise hayatımızı zorlaştıran insanlarla sınanıyoruz. Burası dünya; bir imtihan meydanı. Hepimiz kendimize göre bir sınavın içindeyiz. Kanatlarımız var var olmasına ama bazen yükümüz o kadar ağırlaşıyor ki, uçmaya mecalimiz kalmıyor. Ben de dışarıdan göründüğüm gibi değilim. Tıpkı Musa Eroğlu’nun o meşhur türküsündeki gibi: "Girebilsen bu sinemde neler var, gülüp oynadığım ele karşıdır..." Hâlâ çevremdeki insanlarla sınanmaya devam ediyorum. Ama artık sustum; hepsini Yüce Rabbimin adaletine havale ettim. Bundan on yılı aşkın bir süre önceydi... Sığındığım o sakin liman, birden kopan fırtınalarla yerle bir oldu. Sebebi ben değildim çok şükür ama büyük bir bocalamanın, tarif edilemez bir zorluğun ortasında kalıverdim. Her şeye yeniden başlamak gerekiyordu. Çok darda kaldığım ama asla isyan etmediğim günlerdi. Kirazı çok severim; benim için meyvelerin şahıdır, uğruna yollara düşebilirim. O zor günlerden birinde çarşıya çıktım. Mevsimi yeni başlamış, kirazlar tezgâhlarda göz alıcı bir kırmızılıkla ışıldıyor... Evin pek çok eksiği var ama elimdeki para temel ihtiyaçları karşılamaya bile yetmiyor. Tezgâha yaklaştım, içimden "Boş ver Ayşe, evin bir yığın ihtiyacı var, kiraz yerine onları alırsın" dedim ve boynumu büküp geri döndüm. Bunu o gün tam üç kez yaptım; gittim, baktım ve o kıpkırmızı tezgâhta aklımı bırakarak eve döndüm. İsyan eden, şikâyet eden biri değilimdir ama sadece o an için biraz üzüldüm. Akşam üzeri, zar zor alabildiğim malzemelerle yemek hazırlarken kapı çalındı. Alt komşum—o dönem kirada oturuyordum—elinde tepeleme dolu bir kiraz tepsisiyle karşımdaydı. Eşi ziraat