Ahmet Altan’ın denemelerini çok okudum. Kıymetli yazarımız Çetin Altan’ın oğludur. Kalemi öyle kuvvetlidir ki bu ilk romanını da okumaya karar verdim.
Gelenekselin tamamen dışına çıkan bir anlatım tarzı ile, düş ile gerçeği bir arada verişi ile, özellikle cinsellik kavramını salkım saçak cesurca işleyişi, zihinlerarası geçişleriyle oldukça etkileyici bir kitap.
Bana yer yer Camus’yü anımsattı.
Dondurucu soğuk ile kavucu sıcağın tam ortasında duran bir anlamsızlık, çarpıcılık söz konusuydu bu romanda. Zaman zaman buz kestim, zaman zaman eridim. Bir yerin dibine girdim bir göklerde uçtum…
Acı-haz dengesi diyebilirim Dört Mevsim Sonbahar için.
Kadın-erkek, baba-oğul, kardeş, sevgi, cinsellik, siyaset… Biraz da ölüm…
Bu romanı, adından dolayı bir aşk romanı zannederek okuyan çok kişi gördüm. Fakat Hem Pamuk’u tanıdığım için hem de romanın girişinden öyle olmayacağını biliyordum.
Kırmızı saçlı kadın; romanda yadsınamaz bir öneme sahip fakat esas mesele Cem, Mahmut Usta ve Enver… Meşhur Yunan efsanesiyle ve Freud’un da anlatımlarıyla roman, ek okumalarla kendini özellikle 70’li sayfalardan sonra gösteriyor ve yaşanacakları tahmin etseniz de zihninizde o toy kuyucu çırağının kurguladığı hikayeyi düşünüp tedirgin oluyorsunuz. Geçen bu 30 yıl hem o çocukla büyüyüp hikayeler okuyor hem de kırmızı saçlı o kadını düşlüyorsunuz. Ve o da Mahmut Usta da Öngören de bir kıymık gibi rahatsız ediyor sizi. Sona yaklaştıkça da o tedirginlik, yerini dingin bir sona bırakıyor.
10. yy.da Firdevsi tarafından yazılan Şehname’nin yaklaşık 55-60 beyitini oluşturan Rüstem ile Sohrab hikayesi, bir nevi Oedipus kompleksinin Doğu versiyonu. Çünkü malum, Batu versiyonunda oğul (Oedipus) babasını (Laios) öldürürken Doğu versiyonunda baba (Rüstem) oğlunu (Sührap) öldürüyor. Bu duruma psikomitolojik açıdan bakarsanız patricide ile infanticide salınan bir Doğu-Batı ayrımı söz konusu olduğunu anlarsınız.
Oldukça çarpıcı bir romandı.
Şule Gürbüz'ü son zamanlarda sıkça görür oldum. Okurluğuna güvendiğim bazı kişiler tarafından olumlu yorumlar duyunca ben de denemeye karar verdim. 80 sonrası, hatta 2000 sonrası bazı yazarlara şans verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Şule Gürbüz de onlardan biri.
Kambur, ince bir kitap. Bir çırpıda okunabilir. Fakat varoluşçuluk esintileri olduğu için elbette oldukça düşündürücü. Keyif verici, okurken haz duyacağınız bir eser. Dğer kitaplarını da okuyacağım.
Yine Zola ve yine Fransa… O kokuşmuş sokaklardaki yaşamı anlatıyor. Henüz ortalarındayım kitabın. Kahramanların azar azar ama çokça olan o düşüşleri başlıyor…
Üniversite lisans tezimdi bu “oda romanı”
Tüylerimi ürperten,üslubuyla daima hayran kaldığım bir yazarın emsalsiz eseri. Okurken Camus’yü öyle çok hissettim ki. Toplum baskısının bireyi onulmaz kıskaçlara sürüklemesini,yine toplumun en çok baskı uyguladığı “cinsellik” üzerinden anlatmış. Yazarın kullandığı metaforlar şahaneydi. Özellikle “otel” kavramı modernist romanda büyük bir önem taşıyor. Kifaplığımın en özel yerinde her zaman.
Ruh ÜşümesiAdalet Ağaoğlu · Everest Yayınları · 2015826 okunma