İnsanın içine girdiği her bütünün sonsuzluk taşıdığını, bu bütünün içinde başka bir bütün bulunursa bunun da bir sonsuzluk içerdiğini, insanın açıklayamadığı zaman sonsuz kavramına geldiğini -yani sonsuzu hissetmenin en büyük zayıflıklardan biri olduğunu sonradan öğrendim. İşte şimdi siz de biliyorsunuz.
Hiç tükürük hücresinden söz edildiğini işittiniz mi? Bir halkın dünyanın en büyük halkı olduğunu kanıtlamak için son zamanlarda icat ettiği hücreden? Tutuklunun içinde ayakta durduğu ama hiç kımıldayamadığı daracık bir dört duvar. Onu çimentodan kozasına sımsıkı kapatan sağlam kapı çenesinin hizasında durmaktadır. Bu durumda adamın ancak yüzü görülür ve gelip geçen her gardiyan bu yüze ağız dolusu tükürük atar. Hücrede sıkışıp kalan tutuklu, gözlerini kapamasına izin varsa da yüzünü silemez. Alın size azizim, bir insan icadı. Bu küçük şaheser için Tanrı’ya ihtiyacı olmadı insanların.
Sahi, Orta Çağ’da boğuntu hücresi adı verilen o zindan hücresini bilmezsiniz. Genellikle insan ömür boyu unutuluyordu orada. Bu hücre şaşılacak boyutta ayrılıyordu ötekilerden. Bir insanın ayakta duramayacağı kadar alçak, yatamayacağı kadar da dardı. Engelli bir durum almak, köşegen biçiminde yaşamak gerekiyordu orada; uyku bir düşüş, uyanıklık bir çömelmeydi.