Asansör kitabındaki yirmi sekiz tane deneme yoluyla Salâh Birsel (Ahmet Selahattin), okuru bir bilgi ve kültür denizine alıveriyor. Adeta bir bombardımana tutuyor. Okur olarak önce çırpınıp duruyor, bir müddet sonra Salah Birsel’in üslubuna alışıyorsunuz.
Sanki bir grup yazar toplanmış, siz de o grubun kenarına oturmuş Salâh Birsel’i dinliyorsunuz. Tatlı dilli, hoşsohbet, konudan konuya atlayıp dinleyenlerini şaşırtan, dilbaz, kendine göre kelimeler üreten (şap şap insan kalabalığı gibi), halk dilini kullanan, alaycı ve ironik olabilen, öğretici ve bilgi yüklü bir deneme yazarı Salâh Birsel.
Kendine özgü bir dili var; konuşur gibi yazıyor.
Günlük hayatta sıkça rastladığımız ama üzerinde durmadığımız bir çok konuyu deneme konusu yapıyor. Kuş sesleri üzerine ve hayvanlara insanların nasıl seslendikleri üzerine deneme yazabiliyor.
Bilgi yüklü denemeler, bir sonuca ulaşmayıp, sonuç okuyucuya bırakılıyor.
Tarih üzerine yazıyor. Tarih dendiğinde genellikle aklımıza kronolojik olarak olayları bilmek gelir. Salâh Birsel tarihi, halkın arasında yapılan değerlendirmeler üzerinden anlatıyor.
Hep “tarihten ders almak lazım!” derler. Ama okullarda tarihten nasıl ders alınacağı anlatılmaz. İşte Salâh Birsel, denemeleri yoluyla, mitolojiden günümüze tarihi kişilerin hayatlarını anlatıyor ve onun üzerinden “tarihten ders almak”ı kolaylaştırıyor.
Denemeleri yoluyla bizi, büyük büyük yazarın ve sanatçıların arasında gezdiriyor.
Halil İnalcık ve İlber Ortaylı hocaları okurken Salâh Birsel’in de ihmal edilmemesi gerektiğini düşünüyorum.
Tabii ki “Asansör”le inip çıkmanızı öneriyorum.