“Yatsak, uykumuzu zehredebilir rüya.
Kalksak, kirletebilir günü tek bir avare düşünce.
Hisset, düşün, anla, ister gül, ister ağla,
Kedere sarıl, yahut kaygıyı def eyle,
İster neşe, ister keder: farkı olmaz,
Serbestçe çekip gidebilir ikisi de.
İnsanın dünüyle yarını bir olmaz;
Kalıcı şey yoktur, değişkenlikten öte!”
Yatsak, uykumuzu zehredebilir rüya.
Kalksak, kirletebilir günü tek bir avare düşünce.
Hisset, düşün, anla, ister gül, ister ağla,
Kedere sarıl, yahut kaygıyı def eyle,
İster neşe, ister keder; farkı olmaz,
Serbestçe çekip gidebilir ikisi de.
İnsanın dünüyle yarını bir olmaz;
Kalıcı şey yoktur, değişkenlikten öte!
Duanın en güzel en latîf en leziz en hazır meyvesi, neticesi şudur ki: Dua eden adam, bilir ki birisi var ki onun sesini dinler, derdine derman yetiştirir, ona merhamet eder. Onun kudret eli her şeye yetişir. Bu büyük dünya hanında o yalnız değil; bir Kerîm zat var, ona bakar, ünsiyet verir. Hem onun hadsiz ihtiyacatını yerine getirebilir ve onun hadsiz düşmanlarını def'edebilir bir zatın huzurunda kendini tasavvur ederek, bir ferah bir inşirah duyup dünya kadar ağır bir yükü üzerinden atıp
الْحَمْدُ لِلْهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
der.
“Ne zamana kadar def gibi elinin sitemlerini göreceğim? Ne zamana kadar rebâb gibi gamının mızrabıyla inleyeceğim? Bana, ‘Çeng gibi göğsüne sürünüp seni okşuyorum!’ dedin. Nefeslerini yutmak için ben bir nây olmak isterdim.”