Aklı başında bir kimse camdan ya da odundan yapıldığını düşünmez kendinin. Ne kukla sayar kendini, ne de görüntü. Döktüğü gözyaşlarına, savurduğu kahkahalara da inanmaz pek: Bilir ki yaşadığı hiçbir şey tümüyle gerçek değildir; yaptıkları arasında tümüyle doğru hiçbir şey yoktur. Onun için boşunadır aynalara bakışım, başımdan geçenleri anlatışım, boşunadır bütün bunlar. Ne etsem ne eylesem dolgun, eksiksiz bir nesne kılamam kendimi, salt dolgunluğa eremem. Benliğimde bir boşluk görürüm hep, bir eksiklik duyarım. İçimdeki yokluğu derinden kavrarım. Gerçekte, benlik öğretisi diye bir şeyin olamayacağını anlarım. Ben'imi kendi kendime belirleyemeyeceğimi bilirim.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Uygar kişi uyumsuz insandır.
İçine girdiği her toplumsal çerçeve, garip gelir ona - bunun alışamamakla pek bir ilgisi yoktur çabuk alışır uygar kişi aslında; bu anlamda 'uyumlu'dur. Ama her seferinde, 'uyum' sağladıktan sonra bile hatta o zaman daha da ya da en çok o zaman-, bu çerçeve garip gelir ona.
Küçücük şeylerde ortaya çıkıverir uyumsuzluğu. (Çok iyi bil- diği bir yabancı dilde iki sesi biribirine karıştırıverir örneğin, ya da bir sözcüğün yazılışına bir harf ekleyiverir, bir harf çıkarıverir...)
Alışılmışa alışamayan insandır temelde uygar kişi içinde bulunduğu toplumsal çerçeveye alışır alışmasına, ama alışmaya alışamaz bir türlü. Garipser durur...
Bütün bu yalnızlığın içinde mükemmel bir kayıtsızlık vardı, gecenin ve yeni bir günün kaygısızlığı, ama o tepelerin mahremiyeti, sessiz tesellisi, ölümü sıradanlaştırıyordu. Ölebilirdin ama çöl ölümümün sırrını ebediyen saklayacaktı. Senden sonra da var olacak, hatıranı yıllanmış rüzgârlarla, sıcakla ve soğukla örtecekti.